« Ana Sayfa »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Üryanizade Ahmet Esat Efendi

1813 - 1889, 17 Oca 2022

SONRAKİ HABER

Kazakistan Olayları Hakkında

Feyzullah Budak, 10 Oca 2022

10 Oca

2022

Rusya, Kazakistan Müdahalesiyle Yeni Bir Emsal Oluşturuyor

Fyodor Lukyanov 01 Ocak 1970

Kazakistan’da aniden bir şiddetin patlak vermesi, analistleri ve uluslararası gözlemcileri gafil avladı. Şimdi de ülkede bölgesel bir barış gücü konuşlandırma kararı Sovyet sonrası dönemde bölge için önemli bir dönüm noktası oldu.



Geçmişte Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bağlı olan, aralarında Kazakistan’ın da bulunduğu altı cumhuriyetin silahlı kuvvetlerinin dahil olduğu Rusya öncülüğündeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ), Perşembe günü sabahın erken saatlerinde, Orta Asya’daki ülkelere yayılan huzursuzluk nedeniyle Kazakistan’a düzeni korumaya yardımcı olacak bir barış gücü göndereceğini duyurdu.


Bu hamle iç ve dış süreçler arasındaki hatta bir belirsizleşmeye işaret ediyor. Kazak hükümetini düşüşün eşiğine getiren nedenler, aslında ülkenin iç meselelerinden kaynaklanan ve uzun zamandır süren, kıdemli lider Nursultan Nazarbayev’in neredeyse 30 yıl devam eden iktidarından sonra da giderek tuhaflaşan iktidar devriyle ilgili.


Gelgelelim, yakıt fiyatlarının tetiklediği, hükümet binalarının kundaklanmasına ve askeri birliklerin göstericilere teslim olmasına sahne olan sokak gösterileri alelacele yabancı “terör grupları”nın dışarıdan kışkırttığı eylemler olarak sunuldu. Bunun ardından da, aslında sorunlar içeriden de kaynaklansa, düşman her zaman dışarıdan geliyormuş gibi algılanmaya başlandı. Düşmanın dışarıdan olduğu iddiası ülkeye yönelik bir saldırının söz konusu olduğunun ilanına ve dolayısıyla da KGA֒yü yardıma çağırmaya zemin hazırlıyor.



Geçmişte Kazakistan’da bu gibi olaylar sıklıkla yaşanmış, bu olayların bir benzeri de 3,5 yıl önce Ermenistan’da görülmüştü. Ancak bu ve benzeri olaylarda, şimdi olduğu gibi dışarıdan müdahale durumu söz konusu değildi. O zamanlar KGAÖ (başta Moskova, ama aynı zamanda diğer üyeler de), karışıklığın içeriden kaynaklandığını vurgulayarak dışarıdan müdahaleye gerek olmadığını belirtmişti.



Bu kez durum farklı, dış ve iç meseleler arasındaki ayrım tüm dünyada giderek belirsizleşiyor. Birkaç 10 yıl önce, liberaller ve insan hakları aktivistleri insan hak ve özgürlükleri söz konusu olduğunda ulusal egemenliğin bertaraf edilebileceğini savunarak, ülke içi ve ülke dışı ayrımına dair kafa karışıklığının artmasının ardındaki itici güç olmuştu. Bugün de önlem ve koruma gerekçe gösteriliyor: Müdahale, söz konusu ülkenin ve komşularının ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olduğu iddiasıyla meşrulaştırılıyor.



Bu sefer arabuluculuk teklifinin, meşruluğu tartışılmayan bir hükümetten geldiğini belirtmekte fayda var. Göstericiler bile açık bir biçimde, görevde olan cumhurbaşkanının değil, sadece eskiden kalan bir iç politikanın sürdürülmesini sağlayan Nazarbayev’in gitmesini talep ediyorlar. Buradaki olayı, 2010’da selefi Kurmanbek Bakiyev’in kitlesel protestolar neticesinde görevden alınmasının ardından göreve gelen Kırgızistan Cumhurbaşkanı vekili Roza Otunbayeva’nın KGA֒yü göreve çağırmaya çalıştığında Bişkek’te yaşananlardan farklı kılan da aslında bu.



2010’da Kırgızistan’ın tüm devlet sistemi çökmüştü. Bu durum da herhangi bir müdahaleyi hukuki açıdan oldukça sorgulanabilir hale getiriyordu. Kazakistan’a ilişkin kararın yasal dayanağıysa, Batı’nın, itibarı ne kadar şüpheli olursa olsun, uluslararası düzeyde tanınan hükümetleri devirmekle sonuçlanan sözüm ona “insani müdahaleleri”nden daha güçlü.



Tüm bunların nasıl olup bittiği, yani Kazakistan ve Rusya’daki karar alma süreci ve KGA֒nün sürece dahil olmasını kimin önerdiği hakkında gelecekte muhtemelen daha fazla şey öğreneceğiz. Ancak şimdilik, Rus hükümetinin alevlerin her yanı sarmasını beklemek yerine bir adım ileride olmayı tercih ettiği açık. Bu da 1,5 yıl önce Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Belarus’a ilişkin olarak başvurduğu yaklaşımın evrim geçirdiğine işaret ediyor. Putin, Rus kuvvetlerinin Belarus’taki durum kötüleşirse, gerek görüldüğü takdirde müdahaleye hazır olduğu uyarısında bulunmuştu. Moskova, bu defa, uyarı sürecini atladı ve muhtemelen Kazak hükümetinin kendi başına direnemeyeceğini düşünerek doğrudan eyleme geçti.



Ama dış ve iç meseleler arasındaki ayrımlar tümüyle ortadan kalkmamalı. Şimdi önemli olan soruysa şu: KGA֒nun barış gücü konuşlandırması, Kazakistan’da “iktidarın geçiş süreci”yle açıkça görünen klan rekabetinin sonunu getirerek, iktidarın konsolidasyonuna yol açacak mı? (Ve bu konsolidasyon kimin elinde olacak?) Moskova, artık ülkede eylemleri durumun nasıl gelişeceğini belirleyecek olan bir garantör olarak askeri bir varlık göstereceği için, bu durumdan fırsat çıkarabilir. Burada durum, 2020’deki savaştan sonra Ermenistan’daki duruma benziyor. Bu, sadece geçici bir çözüm değil, aynı zamanda yakın geleceğe yönelik etkili bir araç seti de sağlıyor.



Pek çok analist Rusya’nın, “tüm taraflara” yaklaşarak, talepleri kabul ederek veya taviz vererek, karşı tarafı yatıştırarak ve kilit devletlerde güç dengesini Moskova’nın lehine biçimlendirerek ABD ve AB örneklerini izlemesi gerektiğinde ısrar ediyor. Ancak her siyasi kültürün kendi güçlü ve zayıf yanları olduğu gerçeğini hesaba katmıyorlar. Aslında Moskova bunu nasıl yapacağını bilmiyor; hiç yapmadı ve her denediğinde de başarısız oldu. Rusya için ideal senaryo, Rusya’yı yerel siyasi yaşamın güçlükleriyle uğraşmak durumunda olmanın vereceği baş ağrısından kurtarabilecek askeri bir teminata sahip olması. Başka bir ifadeyle, kim kazanırsa kazansın Rusya’nın askeri varlığını hatırda bulundurarak hareket etmek ve ülkenin uzun süredir devam eden ortaklığını yok saymamak durumunda olacak.



Dört ya da beş yıl kadar önce, Sovyet sonrası diye adlandırdığımız bölge, buradaki ülkeler tamamen egemen devletler olduklarını kanıtlamak durumunda kaldıklarında kritik derecede önemli hale geldi. Bu ülkeler, 1991’de sadece SSCB yıkıldığı için egemen ve işlevsel devletler olarak kabul edilmişlerdi, başka nedenle değil. Birbirleri ardına rüştlerini farklı biçimlerde ispatladılarsa da, daha geniş anlamda bağlam aynıydı. Bazıları bölgesel düzeyde hem Rusya’nın hem de Batı’nın ilgisiyle karşılaştı, ancak bazıları daha az ilgi gördü. Sovyet sonrası alan için kapışan dış oyuncular denge bozan bir faktör oldular, ancak gelişmelere belirli bir mantık da kazandırdılar ve bu devletleri daha büyük uluslararası süreçlerin bir parçası haline getirdiler.



Ancak bir yerden sonra, siyasi olarak nüfuzlular, 1990’larda “yeni bağımsız devletler” diye bahsettikleri yerlerde olup bitene ilgilerini kaybetmeye başladılar. Uluslararası güçler, küresel değişimler eşliğinde giderek büyüyen kendi sorunlarına çok daha fazla ağırlık vermeye başladı. Eski Sovyet devletlerine olan ilgililerini tam olarak kaybetmediler, ancak zamanlarının ve kaynaklarının çok daha azını buralara harcamaya başladılar. Aynı durum Rusya için de geçerliydi, bu konfigürasyonda özel bir statüye sahip olmasına ve çıkar alanının daraldığı bir bağlamda etkisini sürdürmeye uygun yol arayışında olmasına rağmen.



Dolayısıyla eski Sovyet devletlerindeki siyasi manzara, ilgili aktörler ile yerel siyasi kültür ve sosyal yapı arasındaki etkileşimleri yansıtan iç süreçlerle şekilleniyor.



Ayrıca şöyle bir durum da söz konusu: Yeni bir siyasi nesil Sovyet sonrası alanda siyasete giriyor ve bazı durumlarda eski liderlere meydan okuyor.



Bu değişimlere dış etkiler sebep olmuyor. Yabancı aktörler, Belarus’ta yaptıkları gibi bunlara tepki vermek, müdahale etmek veya müdahalede bulunmakla tehdit etmek, uyum sağlamak ve her şeyi kendi yararlarına kullanmak durumunda. Ancak nihai sonuç, herhangi bir yabancı patrondan ziyade bir ülkenin yeni sosyal ve siyasal sistemlerinin ne ölçüde olgunlaştığına ve etkili olduğuna bağlı.



Sonu belirleyecek olan bir test bu. Tüm ülkeler bu testten geçemeyecek. Ermenistan örneği, sonuçların bir ülke için vahim olabileceğini gösterdi (ve henüz tam anlamıyla sonuçlanmadı da). Ermenistan konusunda egemen kanı, çok aleni bazı sorunları bir yana, ülkenin güçlü bir kimliğe sahip olduğu, kaynaklarını başarılı bir şekilde seferber edebileceği ve eski bir düşmanla karşı karşıya kaldığında hayatta kalabileceği yönündeydi. Kazakistan ise uzun süredir üzerinde çalışılan başarılı bir dış görünüşün, aslında oldukça sorunlu ve yerine oturmamış bir özü nasıl gizlediğinin bir örneği olabilir. Bugün yaşanan durum da kesinlikle sonuncu değil.



Rusya, kontrolünde olan bir kurumu ilk kez kendi siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için kullanıyor. Bugüne kadar bu tür kurumlar tamamen dekoratif yapılar gibi görünüyordu. Kazakistan’a konuşlandırılan KGAÖ barış güçlerinin ağırlıklı olarak Rus birliklerinden oluşacağı açık. Her şeyden önce, bu etkili bir müdahaleyi garanti ediyor. İkinci olarak Kazakistan, topraklarında Rus birliklerinin bulunmasını onaylayabilirken Ermeni ya da Kırgız kuvvetlerinin bulunması kesinlikle söz konusu olamaz. Yine de koalisyon etiketini kullanmak Moskova’ya daha fazla fırsat sağlıyor ve ayrıca bu ittifakın varlığını haklı çıkarıyor. KGAÖ üyesi diğer ülkelerin bir Kazak senaryosu ile karşı karşıya kalıp kalmayacağını zaman gösterecek, ancak emsal belirlendi.



Güvenlik meseleleri üzerine Rusya-ABD görüşmeleri yaklaşırken, bu olay, Moskova’nın kendi çıkar alanındaki olayları yönlendirme konusunda hızlı ve alışılmışın dışında askeri ve siyasi kararlar alabileceğinin vakitli bir hatırlatıcısı. Elbette bu yapılanma ne kadar büyük olursa, sıkıntıların bitmediği ülkelerdeki gelişmelerin sorumluluğu da dahil olmak üzere, omuzlanan sorumluluk da o kadar büyük olacaktır. Elbette Moskova, bu sıkıntılardan kaynaklanacak kötü sonuçlarla uğraşmak zorunda kalacak. Bunu proaktif bir biçimde ve eldeki araçlarla yapmaksa daha kolay.



Açık olan şu ki, göstericileri yabancı “teröristler” olarak damgalamak, Kazak hükümetinin ülke dışından nüfuzlu bir destek almasını sağlarken, bu çatışmayı da sağlam bir biçimde uluslararası arenaya paslamış oldu. Bu durumun Sovyet sonrası bölge veya dünya için ne gibi sonuçları olabileceğiyse belirsizliğini koruyor.

Bu yazı Russia in Global Affairs sitesinde yayınlanmış olup, Evrim Yaban Güçtürk tarafından Perspektif için çevrilmiştir.
https://www.perspektif.online/

Halim Kaya

17 Oca 2022

Türk Ocağı Başkanlığı da yapmış olan Prof. Dr. Osman Turan Selçuklu Tarihi uzmanı olarak yazdığı önemli tarih kitaplarına ve ülkemiz problemlerini dile getiren yaşadığı dönemim aktüel çeşitli problemlerine öneriler sunduğu makalelerden oluşan kitaplara sahip olmasına rağmen “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” adlı kitabı ile tanınmış meşhur olmuştur.

Muharrem GÜNAY (SIDDIKOĞLU)

17 Oca 2022

Nurullah KAPLAN

15 Ara 2021

Hüdai KUŞ

15 Ara 2021

M. Metin KAPLAN

03 Ara 2021

Efendi BARUTCU

20 Eyl 2021

Yusuf Yılmaz ARAÇ

15 Mar 2021

Ziyaret -> Toplam : 77,84 M - Bugün : 26344

ulkucudunya@ulkucudunya.com