« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

FÂRİSÎ, Muhammed b. Ebû Bekir

Sami Şelhub, 06 Tem 2020

SONRAKİ HABER

HOCA TAHSİN

Ömer Faruk Akün, 29 Haz 2020

29 Haz

2020

SÜHREVERDÎ

Reşat öngören 01 Ocak 1970

490 (1097) yılı civarında İran’ın Cibâl bölgesindeki Sühreverd kasabasında doğdu. Hz. Ebû Bekir’in neslinden olduğu için Bekrî ve Kureşî nisbeleriyle de anılır. Muhtemelen ilk tahsilini memleketinde yaptıktan sonra İsfahan’a gidip Ebû Ali el-Haddâd’dan hadis dersleri aldı. 507 (1113) yılı civarında Bağdat’a giderek Nizâmiye Medresesi’nde Es‘ad Mîhenî’den Şâfiî fıkhı, Zâhir b. Tâhir eş-Şehhâmî, Ebû Bekir Muhammed b. Abdülbâki el-Ensârî, Ebû Ali Muhammed b. Saîd b. Nebhân gibi âlimlerden hadis dersleri aldı. Ayrıca fıkıh, fıkıh usulü ve kelâm ilmiyle ilgili birçok kitap okudu, Vâhidî’nin el-Vasî? fi’t-tefsir’ini ezberledi. Bu yıllarda Bağdat’ta bir tekkede şeyh olan amcası Kadî Vecîhüddin Ömer b. Muhammed kendisine sûfî hırkası giydirdi. Yirmi beş yaşlarında iken tamamen zühd hayatı yaşayabilme düşüncesiyle medreseden ayrılıp dönemin ünlü sûfîsi Ahmed el-Gazzâlî’ye mürid olmak için İsfahan’a gitti. Orada ağır riyâzetler yaptı, dağlarda dolaştı. Bir ara hacca gitti. Tekrar Bağdat’a döndüğünde Abdülkadir-i Geylânî’nin şeyhi Muhammed b. Müslim ed-Debbâs’a intisap etti. Önemli eseri Âdâbü’l-mürîdîn’in şârihlerinden Ali el-Karî, Ebü’n-Necîb’in ilk mânevî fethinin Debbâs’ın yanında gerçekleştiğini söyler (Fet?u ebvâbi’d-dîn, vr. 2a). Murtazâ ez-Zebîdî, onun ayrıca babası Abdullah’tan ve Abdülkadir-i Geylânî’den hilâfet aldığını kaydeder (?İ?d, s. 75; İt?âfü’l-a?fiyâ?, s. 208).

İcâzet aldıktan sonra müridleri ve talebeleriyle Dicle nehrinin kenarında bir harabede kalarak tedrîs ve irşad faaliyetlerini birlikte sürdüren Ebü’n-Necîb zamanla meşhur oldu ve sultanların itibar ettiği bir kişi konumuna geldi. Bu harabenin bulunduğu yere bir tekke (ribât), yanına da bir medrese yapıldı. Zehebî diğer müelliflerin aksine iki ribâtın yapıldığını kaydeder (A?lâmü’n-nübelâ?, XX, 477). Bu dönemde sultanın ya da halifenin gazabına uğrayanlar onun dergâhına sığınıyordu. Abbâsî Halifesi Râşid-Billâh’ın 27 Zilkade 529’daki (8 Eylül 1135) biat merasimine katıldığı ve halifeye önemli nasihatlerde bulunduğu belirtilmektedir (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 28).

Ebü’n-Necîb, 27 Muharrem 545’te (26 Mayıs 1150) Nizâmiye Medresesi’ne başmüderris tayin edildi; burada fıkıh ve hadis dersleri verdi. Abbâsî Halifesi Muktefî-Liemrillâh ile Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar arasında yaşanan gerginliğin ardından sultanın vefatı üzerine Receb 547’de (Ekim 1152) medreseyi bırakmak zorunda kaldı. Sultanın yakın adamı olarak görüldüğü için 1153’te halifenin emriyle tutuklanıp kırbaçlandı ve bir müddet hapiste kaldı. 557’de (1162) Musul üzerinden Dımaşk’a, oradan da Kudüs’e gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı. Dımaşk’ta kendisini Sultan Nûreddin Mahmud Zengî karşıladı. Sultanla Kudüs kralı arasındaki çatışma yüzünden Dımaşk’tan ileriye gidemedi. Orada kaldığı kısa süre içinde hadis halkaları, zikir ve sohbet meclisleri teşkil ettikten sonra Bağdat’a döndü. Bağdat’ta vefat etti ve Dicle kenarındaki medresesinin yanına defnedildi.

Sühreverdî Ebû Abdurrahman el-Mâlinî, Ebü’l-Kasım el-Mümtelî eş-Şürûtî, Ebü’l-Feth Abdülmelik es-Sûfî, Kadî Ebü’l-Fazl Muhammed el-Levzî, Ebû Mansûr Abdurrahman el-Huzeymî, Hâfız Ebû Sa‘d el-Bağdâdî gibi muhaddislerden hadis dersleri almış, Ebü’l-Berekât Abdülvehhâb b. Mübârek el-Enmâtî, Ebü’l-Meâlî Fazl b. Ferec el-Kâtib ve Ebû Mansûr İbn Hayrûn kendisine hadis icâzeti vermiştir. Oğlu Ebû Muhammed Abdüllatif, yeğeni Ebû Hafs Şihâbüddin Ömer es-Sühreverdî, Ebü’r-Rızâ Abdürrahîm, Ebü’l-Fidâ İsmâil b. Müslim b. Süleyman el-Erbîlî, Ebü’l-Kasım İbn Asâkir, İbn Asâkir’in oğlu Ebû Muhammed Kasım, Fahreddin İbn Teymiyye, Ebü’l-Berekât Hasan ed-Dımaşki gibi kişiler kendisinden hadis almış ve bir kısmı rivayette bulunmuştur.

Verdiği fetvalar dolayısıyla Iraklılar’ın müftüsü unvanını alan Ebü’n-Necîb’in halk arasına bazan sarık, bazan sûfî hırkası, bazan da ulemâ kıyafetiyle çıktığı, müridlerine başta fıkıh olmak üzere zâhir ilimlerini tahsil ettirdiği, ayrıca onlara Serrâc’ın el-Lümâ?ı ile kendi eseri Âdâbü’l-mürîdîn gibi kitapları okuttuğu kaydedilmektedir. Ebü’n-Necîb sûfîlerin el kitabı niteliğinde olan bu eserde önce akaid konularına yer vermiş, ardından şeriat hükümlerinin bilinmesi ve uygulanmasının önemi üzerinde durmuş, daha sonra tasavvufî meselelere geçmiştir. İlim sahibi olmayan tasavvuf ehlinin dinin hükümleri konusunda hadis ve fıkıh âlimlerinin bilgisine başvurmasını, nefisle mücâhede, rızâ, muhabbet, yakin, fenâ, beka gibi tasavvufî hal ve makamların zâhir hükümlerine riayetle gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Âdâbü’l-mürîdîn, s. 13-15).

Cemâleddin Hulvî, Ebü’n-Necîb’in amcası Kadî Vecîhüddin Ömer b. Muhammed’den icâzet alarak başhalifesi olduğunu belirtmekte, öte yandan Ahmed el-Gazzâlî’ye intisap etmekle tarikat silsilesinin bu kanaldan Cüneyd-i Bağdâdî’ye kadar şu şekilde ulaştığını kaydetmektedir: Ahmed el-Gazzâlî, Ebû Bekir en-Nessâc, Ebü’l-Kasım Gürgânî, Ebû Osman el-Mağribî, Ebû Ali İbnü’l-Kâtib, Ebû Ali Rûzbârî, Cüneyd-i Bağdâdî (Lemezât-ı Hulviyye, vr. 129b). Fasîh Ahmed-i Hâfî bu silsileyi Ahmed el-Gazzâlî ile Ebû Bekir en-Nessâc arasına Muhammed el-Gazzâlî’yi de koyarak zikretmiştir (Mücmel-i Fa?î?î, II, 319).

Sühreverdî’den sonra makamına başhalifesi ve Ebheriyye tarikatının kurucusu Ebû Reşîd Kutbüddîn-i Ebherî oturmuştur (Abdurrahman Ebü’l-Ferec el-Vâsıtî, s. 58-59; Hulvî, vr. 132a). Sühreverdî’nin yanında yetişen yeğeni Ebû Hafs Ömer es-Sühreverdî, Sühreverdiyye tarikatını kurmuş, Ammâr-ı Yâsir el-Bitlisî, İsmâil Kasrî gibi şeyhler de Kübreviyye tarikatının kurucusu Necmeddîn-i Kübrâ’yı yetiştirmiştir (Câmî, s. 417-418). Fasîh Ahmed-i Hâfî, Necmeddîn-i Kübrâ’nın bizzat Ebü’n-Necîb’den istifade ettiğini gösteren bir silsile kaydetmiştir (Mücmel-i Fa?î?î, II, 319). Ebü’n-Necîb’in tasavvuf halkasında yetişenler arasında Ebû Muhammed Abdullah b. Mes‘ûd er-Rûmî, Ebû Abdûllah b. Bennâ ve Fahreddin İbn Teymiyye gibi kişiler de vardır.

Eserleri. 1. Âdâbü’l-mürîdîn*. Müridlerin tasavvuf yolunda uyması gereken kurallardan bahseden eserin metni (nşr. Menahem Milson, Jerusalem 1978) ve bazı Farsça çevirileriyle Farsça ve Arapça şerhleri yayımlanmıştır. Eser ayrıca Ali el-Karî (Fet?u ebvâbi’d-dîn fî şer?i Âdâbi’l-mürîdîn, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 498), Cemâleddin b. Rükneddin el-Çiştî el-Gucerâtî, Muhammed b. Yûsuf ed-Dihlevî ve Şerefeddin Ahmed b. Yahyâ el-Münîrî el-Hindî tarafından şerhedilmiştir (Câmi?u’ş-şürû? ve’l-?avâşî, I, 82-83). 2. Şer?u ba?zi’l-el-fâ?i’l-müşkile fi’l-Me?âbî? (Garîbü’l-Me?âbî?). Ferrâ el-Begavî’ye ait Me?âbî?u’s-sünne’nin bazı kısımlarının şerhidir (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 453, vr. 1b-52b). Ömer Rızâ Kehhâle, Me?âbî?u’s-sünne üzerine yapılan en meşhur çalışma olan Hatîb et-Tebrîzî’nin Mişkâtü’l-Me?âbî?’ini yanlışlıkla Ferrâ el-Begavî’ye nisbet etmiş ve Sühreverdî’nin bu eseri ihtisar ettiğini belirtmiştir (Mu?cemü’l-mü?ellifîn, V, 311). Ebü’n-Necîb’in Şâfiî tabakatına dair bir eseriyle (Keşfü’?-?unûn, II, 1101) Şer?u’l-Esmâ?i’l-?üsnâ adlı diğer bir eserinin olduğu da kaydedilmiştir (Muhammed ez-Zühaylî, s. 710).

Nehcü’s-sülûk fî siyâseti’l-mülûk isimli eserin müellifi Ebü’n-Necîb Abdurrahman b. Nasr es-Sühreverdî eş-Şeyzerî ile Ebü’n-Necîb Ziyâeddin es-Sühreverdî’nin aynı kişi olduğu zannedilerek eser ona nisbet edilmişse de (Nehcü’s-sülûk, Hüseyin Algül’ün girişi, s. 5-11) bu doğru değildir. Âdâbü’l-mürîdîn’den bir alıntı ile başlayan Risâle mine’t-ta?avvuf (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 3681, vr. 15b-17a) ve Şehâbeddin es-Sühreverdî’nin bir sözüyle başlayan Risâle fi’l-fa?r ve mekâ?idi’n-nefs adlı risâle (Râgıb Paşa Ktp., nr. 660, vr. 222b-223a) Ebü’n-Necîb’e ait olmayıp anonim bir derlemeden ibarettir. Kaynaklarda Ebü’n-Necîb’in bazı şiirleri de kaydedilmiştir (İbnü’l-Müstevfî, I, 107-108, 111-112; Safedî, XIX, 48-49)

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

07 Tem 2020

Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir. Temele taş bulmak gecikebilir. Devlete baş bulmak gecikebilir. Adalet gecikmez tez verilmeli. Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU Meraklısı için yazıyorum! Biz 1970’li yıllarda bütün kutsallarımızı yüklediğimiz ve -sıradan bir siyasi parti olarak değil- bir ‘iman hareketi’ olarak gördüğümüz MHP’nin dünkü ideallerine hâlen bağlıyız.

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 65,05 M - Bugün : 20311