« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

ŞEYH ŞÂMİL

Mustafa Budak, 16 Şub 2020

SONRAKİ HABER

Suriye siyasetindeki yanlışlar ve çelişkiler

Barış Doster, 10 Şub 2020

10 Şub

2020

FETÖ Hükümet eliyle mevzuat değişikliği yaptırılması görevi verdi

Müyesser Yıldız 01 Ocak 1970

Gidişat Başbuğ'un ifadesiyle, “En çok FETÖ'yü sevindireceği” gibi, akıllara “FETÖ'yle mücadele bitti, FETÖ'yle mücadele edenlerle mücadele dönemine mi dönülüyor?” sorusunu da düşürmez mi?

Ergenekon kumpasında 26 ay hapiste yatan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'un, 2009'da bir gece yarısı 5 AKP milletvekilinin imzasıyla askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünün açıldığını vurgulayıp, “FETÖ'nün siyasi ayağına” dikkat çekmesi tartışılmaya devam ediyor.

Önergede imzası olan 5 milletvekili, Erdoğan'ın talimatıyla Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunurken, iktidar medyası bir yandan Başbuğ'u hedefe oturttu, diğer yandan kumpas davalar konusunda fabrika ayarlarına dönüp, “Ergenekon da Balyoz da bal gibi vardı” demeye başladı.

“FET֔nün, sadece 2009'daki o yasa değil, en önce 2004'te Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, ardından Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişiklikler, nihayetinde 2010 Anayasa referandumu ile Devlet'i ele geçirdiği yıllardır konuşuldu, hatta iddianamelere konu oldu. Yani, bunu ilk dillendiren Başbuğ değil. Kaldı ki, Başbuğ benzer açıklamaları daha önce de yaptı.

Bu tartışmalar kapsamında geçen hafta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan Genelkurmay Çatı Davası İddianamesi'nde de “Siyasi ayakla” ilgili benzer tespitlere yer verilerek, “FETÖ, generallikte rütbe bekleme süresini dört yıldan üç yıla indirerek, kendisine müzahir olmayan generalleri daha kısa sürede TSK dışına çıkarmaya çalışmıştır. Son olarak kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları TSK’den tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir” denildiği hatırlatıldı.

Sözkonusu iddianamede, mesela “Mülkiye imamı”yla ilgili olarak şu değerlendirme de var:

“İçişleri Bakanı üzerinde nüfuz kullanan örgüt kaymakam seçimi ve tayinleri ile valiler kararnamelerinde özellikle etkili olmuş, örgüt dışından seçilen bir iki kaymakamın neden alındığının hesabını Bakana sormaya cüret edecek hale gelmiştir. Ancak mülkiyede uzun zamandır örgütlenme tamamlandığı için mülkiye imamlığı mahrem hizmetler sınıfından çıkarılmıştır.”


Acaba örgütün hesap sorma cüretinde bulunduğu İçişleri Bakanı kimdi, mülkiyedeki örgütlenme hangi bakan veya bakanlar döneminde tamamlanmıştı?.. Başlıbaşına şu cümleler “Siyasi ayak” tarifi değil mi?

O iddianameyi hazırlayan savcıların daha sonra görevden alındığını kaydedip, bir başka iddianameye bakalım.

BU İDDİANAMEDE YOK YOK

15 Temmuz'dan 1 ay önce tamamlanan, “FETÖ'cüler TSK'da darbe yapabilecek güce ulaştı” uyarısı yapılan ve 15 Temmuz'dan 1 gün sonra Mahkemeye sunulup, kabul edilen “FETÖ Çatı İddianamesi”nden söz ediyoruz.

75 sanıklı davada sadece 7 tutuklu vardı. Yargılama sonucunda, tutuklu sanıklardan AKP eski milletvekili İlhan İşbilen, 17 Aralık operasyonundan sonra Gül ve Erdoğan'ın Fehmi Koru'yla birlikte Pensilvanya'ya gönderdiği Alaeddin Kaya, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve Fetullah Gülen'in kuzeni TBMM'de uzman olarak çalışmış Kazım Avcı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

İşte bu iddianamenin daha ilk sayfalarında, “FETÖ'ye karşı yürütülen soruşturmalarda karşılaşılan engellere” işaret edilirken, şu tespitler yapıldı:

“Terör ve örgütlü suçlulukla mücadelede mevzuat, etkili ve yeterli bir soruşturma yürütebilmek için çok önemlidir. Örgüt aleyhine delilleri kısa sürede ortadan kaldırmıştır. Örgütün kadroları tarafından TİB ve Emniyet İstihbarat Dairesinin Log kayıtlarının silinmesi, dershane, okul ve yurt kayıtlarının imhası ve bilgisayar hard disklerinin değiştirilmesi gibi bir dizi örgütlü ve sistematik delil karartma olayı yaşanmıştır. Örgüte karşı yürütülecek soruşturmayı engellemek için FETÖ, bir yandan da kripto elemanlarına hükümet eliyle mevzuat değişikliği yaptırılması için görev vermiş, soruşturmayı güçleştiren her türlü hukuki tedbir el altından alınmıştır. Dosyaların her avukat tarafından görülebilmesi, suret alınması, tutuklama, el koyma ve dinleme gibi delil elde etme yöntemlerinin hiç yapılamaz şekilde zorlaştırılması gibi birçok mevzuat değişikliği yaptırılmıştır. Bu kanuni engeller soruşturmanın seyrini etkilemiş ve delil elde etmek imkansız hale getirilmiştir.”

Anlaşılan o ki, İktidar “FET֔yle mücadeleye başladıktan sonra bile “FETÖ, mevzuat değişiklikleri”yaptırmış!..

GÜLEN'İ KURTARAN YASA DEĞİŞİKLİĞİ NE ZAMAN YAPILDI?

İddianameden bir başka bölüm:

“Örgütün hükümete karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduğu aşikâr olmasına rağmen resmi hiç bir şikayet başvurusu yapmamıştır. Örgütün varlığı, terör örgütü olduğu kabul edilmesine rağmen kamu kurumları aktif bir faaliyet içinde de olmamışlardır.”

Geçmişte örgüt hakkında hiçbir başvuru yapılmıyor, ama bugün Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunuluyor!..

İddianamede, Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in Fetullah Gülen hakkında açtığı davanın, 5 Mayıs 2006'da Terörle Mücadele Kanunu'nda yapılan değişiklik sonucu beraatle sonuçlandığı, kararın 5 Mart 2008'de Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ardından 24 Haziran 2008'de Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onandığı da anlatılıyor.

Peki, sözkonusu yasadaki değişiklik AKP iktidarı döneminde yapılmadı mı ve Yargıtay'da Gülen'in beraatine onay verenler arasında bugünün Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit de yok muydu?

2010 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE NE OLDU?

Şu ise Fetullah Gülen'in, “İmkan olsa mezardakileri bile kaldırarak oy kullandırmak lâzım” sözleriyle desteklediği 2010 Anayasa referandumuyla ilgili tespit:

“FETÖ, kamu idarelerinde ülkedeki bütün kurumlarda hakimiyet sağlamak üzere kadrolaşmıştır. Muhtemel bir askeri müdahalede kadrolarının ezilmemesi için tedbirli hareket etmiş 2003 ila 2007 yılları arasında pasif durumda kalmıştır. Örgüt, 2007 yılından sonra örgütlenmesini tamamlamış, güç dengesini lehine çevirmiş ve operasyon hünerini ortaya koymuştur. Anayasa değişikliği, örgütü devlet içinde çok ileriye taşımıştır ve 12 Eylül 2010 sonrasında artık örgüt kendini devletin tek fiili hakimi olarak görmeye başlamıştır.”

Peki TÜBİTAK'da nasıl örgütlendiler? Yine iddianameden okuyalım:

“TÜBİTAK'ta kadrolaşmaya Fetullah Gülen çok özel bir önem vermektedir. Örgüt için stratejik kurum kabul edilerek, mahrem yerler içine alınmıştır. TÜBİTAK'TA örgüt kadrolaşabilmek için 2011 yılında yönetici kadrosunun bir kanun hükmünde kararname ile değiştirilmesini sağlamıştır. Bu kanun hükmünde kararnameden sonra TÜBİTAK içinde Fetullahçı terör örgütlenmesi kısa sürede kadrolaşmaya ve yapılanmaya gitmiştir. Başkan ve birim başkanlıkları ile kritik yöneticiler örgüt mensupları arasından seçilip atanması sağlanmıştır.”

Acaba o kanun hükmünde kararnameyi kim/kimler hazırladı ve onayladı?

2003'TEN SONRA NİYE FETULLAHÇILARIN İLİŞİĞİ KESİLMEDİ?

“FET֔nün TSK'daki örgütlenmesinin ele alındığı bölümden bir paragraf:

“Genelkurmay Başkanlığı 1983-2014 yılları arasındaki dönemde TSK ile ilişiği kesilen Fetullah Gülen Grubuna mensup personel sayısını bildirmiştir. Bu süre içerisinde toplam 400 TSK personeli bu yapı mensubiyeti sebebiyle yaş kararı ile TSK'dan ihraç edilmiştir... TSK, 2003 yılından sonra Fetullahçı olduğunu bildiği hiç kimsenin ilişiğini kesmemiştir. Bundan sonra insiyatif örgüte geçmiş ve TSK içinde bu örgütten olmayan veya muhalif olan herkesi tasfiye etmeye başlamıştır.”

TSK'nın 2003'ten sonra Fetullahçıların ilişiğini kesmemesinin öncelikli sebebi, dönemin Başbakan ve bakanlarının YAŞ kararlarına muhalefet şerhi koymaları değil miydi?

“FET֔ AKP'Yİ NASIL KANDIRDI?

“Devlet ve siyasi iktidarlar ile FETÖ arasındaki ilişkinin” çok kapsamlı bir şekilde anlatıldığı bölüme geçelim. Askerin “vesayet” alışkanlığına değinildikten sonra, şöyle deniliyor:

“AK Parti'nin Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelmesi, üzerine de askerin eski alışkanlığını devam ettireceğini gösteren gelişmeler yaşanmıştır. FET֒nün TSK'daki kadroları, dışarıya sürekli bilgi belge taşımıştır. Hükümete elindeki askeri belgeleri gösterip, onları bu faaliyetlere inandırmıştır. Hükümet askerin hareketleri nedeniyle ihtilal hazırlığı emarelerine inanmış, hükümeti teslim almak isteyen cemaat sahte askeri belgelerle hükümetteki vehmi pekiştirmiştir... İşte bu ortamda 2007 yılında FET֒nün kadrolaştığı özel yetkili savcılar (mahkemeler), militarizm ve cuntalarla, kirli geçmiş ile hesaplaşma, faili meçhul olaylarla yüzleşme adına soruşturmalar başlatmıştır. Türkiye demokratlaşıyor, kirli mazisini ve bağırsaklarını temizliyor algısı oluşturulmuş, bu beklenti toplumdan önemli bir destek almıştır. Özel yetkili mahkemelerin hukuka aykırı bazı işleri bile 'Bu tip şeyler olabilir, gelip geçicidir, düzeltilebilir, mesafe alınması demokratik adım atılması ve büyük bir hesaplaşma içerisinde küçük hata olabilir' düşüncesiyle desteklenmiştir... FETÖ ve cemaat, TSK'ya karşı hükümeti kendi yanına çekmek için, askerin hükümet yetkililerine karşı suikast yapacağı iddiasını yayarak, Kozmik Oda'da arama yaptırmıştır. Bu aramada ne alındığı veya nelere bakıldığı bile belli olmamıştır. FETÖ adına aramayı yapan hâkim Yargıtay Üyesi yapılarak örgüt tarafından ödüllendirilmiştir.”

Peki Kozmik Oda'da arama emrini kim verdi? İlker Başbuğ defalarca söyledi; Dönemin Başbakanı Erdoğan!..

BAŞBUĞ'DAN İNTİKAM ALINDI

Gerek iktidar, gerekse medyası suçlamaya başladı ya, Başbuğ hakkında iddianamede yer alan şu tespitleri de aktaralım:

“Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır... Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un gözaltı ve tutuklanması hukuken izah edilir bir olay değildir. Bu açıkça yargı ve emniyet içindeki FETÖ'nün bir güç gösterisidir... Genelkurmay Başkanının tutuklanmasına yola açan 'İnternet andıcı' davasında hükümete karşı darbe niteliğinde bir fiil olmamasına rağmen, basit bir fiil ağır bir suç gibi gösterilmiştir. Bu davayı örgüt intikam almak için açmıştır.”

Bu “Cesur” iddianameyi hazırlayan dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ve Devlet Denetleme Kurulu Uzmanı Serdar Coşkun'un akıbeti mi; Temmuz 2018'de Yargıtay üyeliğine seçildi.

Şimdi de “Neler oluyor?” sorusunun cevabını arayalım.

ABD, AB ve AİHM'in “FETÖ'yle mücadele” konusunda Türkiye'yi uyardığı, hatta süre verdiği iddiaları gündemdeyken, Başbuğ'a böylesine şiddetli tepki gösterilmesi gerçekten ilginç.

Tepkinin sebebi, “Suriye, Libya, İdlib, deprem, çığ, yolsuzluklar, devlette yeni tarikat yapılanmaları” gibi boğucu gündemi değiştirmek değilse, nedir?

Gidişat Başbuğ'un ifadesiyle, “En çok FETÖ'yü sevindireceği” gibi, akıllara “FETÖ'yle mücadele bitti, FETÖ'yle mücadele edenlerle mücadele dönemine mi dönülüyor?” sorusunu da düşürmez mi?

Bir de; Beraatle sonuçlanan Balyoz kumpasında 7 isim için yapılan itiraz başvurusu yaklaşık 5 yıldır Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde neden bekliyor veya bekletiliyor, bilen var mı?

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

20 Şub 2020

23 Ocak 2020 saat 12-14 arası HAK-İŞ Genel Merkezi’nde Genel Başkan Yardımcısı Sayın Osman Yıldız Bey’in Başkanlığında Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Erdoğan Serdengeçti, Genel Başkan Danışmanı Sayın Yahya Düzenli, Hizmet Genel Merkezi Daire Başkanı Sayın Fatih Mehmet Bakırtaş beyefendilerin ev sahipliğinde Dünya Uygur Kongresi Genel Başkan Yardımcısı Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 59,43 M - Bugün : 12613