« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Santuri Edhem Efendi

1855 – 14.09.1926, 14 Eyl 2020

SONRAKİ HABER

PLEVNE MÜDAFAASI

, 09 Ara 2019

09 Ara

2019

YAHYÂ b. EBÛ MANSÛR el-MÜNECCİM

Yavuz Unat 01 Ocak 1970

Aslen Taberistanlı olup İranlı bir aileden gelmektedir. Önceleri Bizîst b. Fîrûzân adıyla tanınmaktaydı. Babası Ebû Mansûr Fîrûzân, Halife Mansûr’un önde gelen astrologu idi (İbn Hallikân, VI, 79). Başlangıçta Vezir Fazl b. Sehl’in himayesinde çalışan Bizîst, İbn Sehl’in ölümünden sonra müslüman oldu ve Yahyâ adını alarak Halife Me’mûn’un (813-833) çevresindeki âlimler arasında yer aldı. Hayatının çoğunu babası gibi yıldızların yerini belirleyip onlardan anlam çıkarmakla (kehanet) geçirdi. Katıldığı yeni çevrede astronomi çalışmalarına iştirak etti. Bağdat’taki Şemmâsiye Rasathânesi’nde gözlemler yaptı ve Beytülhikme ilim kadrosunda önemli görevler üstlendi. Ayrıca Benî Mûsâ diye bilinen, dönemin önde gelen matematikçi ve astronom kardeşlerine ders verdi. İbnü’n-Nedîm onun Tarsus yolunda vefat edip Halep’te defnedildiğini (el-Fihrist, s. 160), İbnü’l-Kıftî ise Bizans ülkesinde öldüğünü (İ?bârü’l-?ulemâ?, s. 358) söyler. Ancak her iki müellif de ölüm tarihini zikretmez. Me’mûn 215 (830) yılında Tarsus’u ve diğer bazı Bizans sınır şehirlerini ele geçirdiğine, ertesi yıl tekrar Anadolu topraklarına girdiğine ve 218’de (833) Bizans’a yönelik bir sefer hazırlığı esnasında vefat ettiğine göre Yahyâ 215-217 (830-832) yılları arasındaki bir sefer sırasında vefat etmiş olmalıdır (ayrıca bk. Sezgin, V, 227; VI, 136). Yahyâ b. Ebû Mansûr’un evlâdından birkaç nesil Benü’l-Müneccim (Âlü’l-Müneccim) diye tanınmıştır. Bunlar Abbâsî halifelerinin himayesinde faaliyet göstermiş, bir kısmı yine astronomi ve astrolojiyle uğraşmış, bir kısmı da edebiyatta adını duyurmuştur. Yahyâ’nın oğlu Ebü’l-Hasan Ali’nin Hizânetü’l-hikme adıyla kurduğu özel kütüphane meşhurdur (aile hakkında geniş bilgi için bk. Dânişnâme-i Cihân-ı İslâm, IV, 393-399).

Yahyâ’nın Bağdat’taki Şemmâsiye ve Dımaşk’taki Kasiyûn rasathânelerinin yöneticisi olduğu anlaşılmaktadır. Şemmâsiye’de güneş gözlemleri yapılmakla birlikte bunlar pek tatmin edici değildi. Bunun üzerine Kasiyûn dağında yeni bir gözlemevi kurularak çalışmalara burada devam edilmiştir. Buranın başkanı Habeş el-Hâsib’di. Kasiyûn dağında ay ve güneşe ilişkin bir yıllık gözlem yapılmaktaydı. Bîrûnî, Yahyâ’nın katıldığı gözlemlerin 213’te (828) başlayıp 218 (833) yılına kadar sürdüğünü, Kadî Sâid ile İbnü’l-Kıftî ise 215-217 (830-832) yıllarında yürütülen bu çalışmaların Halife Me’mûn’un ölümüyle kesildiğini belirtir. Burada gerçekleştirilen en önemli çalışmalardan biri ekvatorla ekliptik arasındaki açının hesaplanmasıdır. Yunanlılar bu eğimi 23° 51' 20'' olarak bulmuşlardı. Me’mûn zamanında yapılan gözlemlerde ise bu eğim 23° 33' olarak hesaplanmıştır. Bu değer uzun süre astronomlarca temel verilerden biri kabul edilmiştir. Şemmâsiye ve Kasiyûn gözlemevlerinde yapılan çalışmaların sonuçları ez-Zîcü’l-mümte?an adlı kitapta toplanmıştır (bk. ez-ZÎCܒl-MÜMTEHAN). Bu çalışma, meşhur astronomi bilgini Ebü’l-Hasan İbn Yûnus’un ez-Zîcü’l-?âkimî’sinin başta gelen kaynaklarından biri olup İbn Yûnus burada ulaşılan sonuçları Mısır bölgesine uyarlamaya çalışmıştır. Yahyâ b. Ebû Mansûr’a nisbet edilen ez-Zîcü’l-Me?mûnî el-mümte?an’ın Escurial Kütüphanesi’nde kayıtlı tek nüshası (MS, Arabe, nr. 927) Fuat Sezgin tarafından tıpkıbasım olarak neşredilmiş, E. S. Kennedy ve Nâzım Fâris de eserin güneş tutulmasıyla ilgili bölümünü bir makalede incelemiştir (bk. bibl.).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2020

12 Eylül Askeri darbesinden sonra Ülkücüler devlet ile zindanlarda, mahkeme salonlarında ve darağaçlarında yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Bu insanlar devlet gibi, dost, baba olarak kutsadıkları müesseselerino yıllardaki yöneticileri (darbeciler) tarafından perişan edilmişlerdir, birçoğugençliklerini yaşayamamış bir büyük sevdaya kapılmanın dışında sevdiklerine, gönül verdiklerine dahi duygularını itiraf edememişlerdir.

Hüdai KUŞ

17 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 67,33 M - Bugün : 28017