« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

SA‘DÎ-i ŞÎRÂZÎ

Mustafa Çiçekler, 09 Ara 2019

SONRAKİ HABER

TSK’da ibretlik ve vicdanları sızlatacak bir ihraç

Müyesser Yıldız, 25 Kas 2019

25 Kas

2019

'Güvenlik odaklı siyasete geri dönüş' Ceyda Karan - Bilgehan Alagöz

01 Ocak 1970

Bilgehan Alagöz'e göre, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları devreye sokması eşliğinde İran ekonomisinde sıkışma yaşanırken, 'güvenlik odaklı' siyasete yeniden dönülmüş durumda:

“2017-18 eylemleri sürecinde hem de geçen sene tam da bu zamanlarda İran’da ekonomik sorunların giderek arttığını, halkta bunun yansımaların net bir şekilde görüldüğünü konuşmuştuk. Özellikle ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilme kararı almasıyla beraber sıkışmış bir ekonomiden söz ediyoruz, bu çok görünür bir durum. İran’ın niye bu denli bir güvenlik odaklı siyasete döndüğünü anlamak için bazı önemli konulara değinmek istiyorum. Ekim ayının ortalarında Devrim Muhafızları Ordusu İstihbarat Teşkilatı bir duyuruda bulundu, Ruhullah Zem'in tutuklandığını duyurdu. Babası önemli bir din adamı olan ve devlette sistemin içinde yer almış olan bir şahıstı. Ahmedinejad döneminde hükümet karşıtı faaliyetlerinden dolayı hapis cezasına çarptırılmıştı ve cezaevinden izne çıktığı sırada yurtdışına kaçarak Fransa’dan İran ile ilgili birtakım muhalif yayınlar yapıyordu. Telegram'da bir kanalı vardı ve burada devletin içinden sızan bilgi ve belgeleri paylaşıyordu. Ekimin ortalarında böyle bir operasyon yaparak Devrim Muhafızları Ordusu halkta birtakım hareketlenmelere neden olacak bir kargaşa ortamını önleyici müdahalede bulunduğunu hissettirmek istedi. İran’daki sistem açısından da önemli bir gelişme. Çünkü normalde teamüllere göre yurtdışındaki muhaliflerin durumu ve faaliyetlerini İran’da istihbarat bakanlığı takip ederken, bu operasyonu Devrim Muhafızları Ordusu İstihbarat Teşkilatı tarafından yapıldığını gördük. Böylelikle de Devrim Muhafızları Ordusu’nun kendi otoritesini bir kez daha sistem içerisinde kanıtlamaya dönük bir girişimi olduğunu söyleyebiliriz."

'AB'nin İran’ı sistem içinde tutmaya çalışıyor ama...'
Alagöz diğer yandan AB'nin İran'ı nükleer anlaşmadan kademeli çekilmesini önlemeye ve sistem içinde tutmaya yönelik iknaya çalıştığını dile getirdi. Ancak bunun için Tahran'a 'kara para aklama' ve 'terör finansmanına' dair iki anlaşmaya ikna şartı konulduğunu belirten Alagöz, İran devletindeki güvenlikçi kanadı oluşturan Devrim Muhafızları'nın ise özellikle Lübnan Hizbullah’ıyla ilişkisinden ötürü bu anlaşmaya karşı çıktığını söyledi. Alagöz, Şubat 2020'ye kadar bu anlaşmalarda bir gelişme olmazsa, AB'nin de Tahran'a yönelik tutumunda değişiklik olacağını vurguladı:

"ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilme kararı almasıyla beraber Avrupa Birliği kanadı İran’ı bir şekilde sistem içerisinde tutma çabasında. İngiltere, Fransa ve Almanya, İran’ı OECD bünyesinde bulunan Mali eylem görev gücü olarak adlandırabileceğimiz yapının iki anlaşmaya taraf olması için ikna etmeye çalışıyor. Bu iki anlaşmadan birisi kara para aklama konvansiyonu, biri de terörün finansmanıyla ilgili mücadele konvansiyonu. İran’da aslında parlamentoda bununla ilgili yasanın geçtiğini gördük. Ancak bu anayasayı koruma konseyinin önüne geldiğinde tıkandı. Şimdi FATF bir tekrar son tarih verdi, Şubat 2020’ye kadar İran’ın vakti var, o döneme kadar İran buna taraf olacak mı bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki özellikle Devrim Muhafızları kanadı bu iki konvansiyona taraf olunmasına ciddi şerh koyuyor. Çünkü Lübnan’da Hizbullah ile kurduğu ilişkiyi sabote edecek bir durum olduğu kanaatindeler. Bu da İran açısından önemli bir konu çünkü eğer bu kararını açıklamazsa ve Şubat 2020’ye kadar İran bunlara taraf olmazsa muhtemelen bu sefer Avrupa Birliği’nin de İran’a dönük tavrında keskin bir değişiklik olacak.”
'İran'daki müesses nizamın bu protestoları öngörmemesi imkansız'
İran'da benzin zammı nedeniyle devam eden protestolarda başkent Tahran'ın giriş-çıkış yolları göstericiler tarafından trafiğe kapatıldı.
© REUTERS / WANA NEWS AGENCY
İran'da zam protestoları: Şiraz'da benzin istasyonları ateşe verildi, Tahran'ın giriş-çıkış yolları kapatıldı
Alagöz'e göre İran'ın sıkışmış ekonomisinde bir yandan da sistem içi güçlerin iktidar mücadelesi bulunduğunu belirtirken, benzin zammının zamanlamasına dikkat çekti. Yaşananların 'kontrollü gerilim stratejisi' olduğu görüşündeki Alagöz, İran müesses nizamının ortaya çıkan tepkileri öngörmemiş olmasını mümkün görmüyor. Alagöz, Tahran'ın 2020 ve 2021'de hem ABD hem de İran'daki seçim süreçlerinin netleşmesiyle birlikte Washington'la yeni müzakere sürecine kadar ortalığın 'kontrol altında tutulmasının' düşünülmüş olabileceği görüşünde:
“Şimdi sıkışmış bir ekonomi var. Bir yandan sistem içinde güçlerin bir iktidar mücadelesi var. Tam da bu zaman zarfında alınmış bir benzin zammı kararı var. Ben bunun bir kontrollü gerilim stratejisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü giderek İran’da bir huzursuzluk zaten ekonomiden kaynaklı halk nezdinde oluşacak. İran bir yandan da 2021 gibi, yani ABD’de de başkanlık seçimleri netleştikten sonra muhtemelen ABD ile bir müzakere sürecine girecek. O döneme kadar bu sosyal hareketliliği, sokağı kontrol altında tutmak istiyor. Doğrudan İran yönetimi bunu tasarladı demek ağır olur. İran uzmanı olmaya da gerek yok turistik bir gezi için gitmiş kişi bile şunu anlar; benzine gelecek bir zam halkta rahatsızlık uyandırır. Bunu İran’daki herkes rahatlıkla dile getirebilir. Halkın özellikle geçen hafta Perşembe günü ilk karar çıkmıştı. Böyle bir tepki göstereceği öngörülebilir bir şey. Bunun İran’daki sistemin öngörememesi mümkün değil. Ama ilerleyen günlerde yani özellikle Cumartesi akşamından internet yasağının devreye girmesiyle birlikte farklı boyutlara kaydığını da gözlemliyoruz. Çok az bilgiye sahibiz şu anda. Ama Kürt bölgesi ve Arap azınlığın yaşadığı bölgelerde birtakım hareketlilikler var. Bu da halkın geri kalan kısmının sokaktan çekildiğini bize gösteriyor. Özellikle Azeri Türklerin yaşadığı şehirlerde destek gösterilerinin de olduğunu gördük. Bazı Azeri Türklerden de rahatsızlık duyanlar olmuş. Birtakım sorunlar tabii ki Azeri Türkler arasında var. Ben genel olarak Azeri Türklerin bir sorun yaşamadıkları kanaatindeyim. 79 İslam devrimi gerçekleşmesinde de Azeri Türklerin ciddi bir payı var. Sistemin parçası olan kişilerin diğer ayrılıkçı eylemlerle bir arada hareket etmeyeceğini söyleyebiliriz. Bence bu şehirlerde birtakım gösterilerin olması da sembolik olsa da bir anlam ifade ediyor.”

'Trump'ın tutumu pragmatik gerekçelerle müzakere masası kurulmasını sağlayabilir'
ABD'nin İran üzerindeki ciddi baskısının bilindiğini ancak Trump'ın Amerikan bürokrasisinin aksine 'rejim değişikliği' hedefi koymadığını söyleyen Alagöz, bunun pragmatik gerekçelerle müzakere masası kurulmasını sağlayacak bir söylem olduğu değerlendirmesinde bulundu:

“ABD’nin İran üzerinde ciddi bir baskısı var. Şu an Başkan Trump’ın söylemiyle ABD’deki diğer yerleşik bürokrasinin söylemi arasında da bir farklılık var. İlk defa bir ABD başkanının İran’da bir rejim değişikliğini hedeflemediğini dile getirdiğini de gördük. Bu da önemli bir ayrıntı. Daha pragmatik gerekçelerle müzakere masasının da kurulmasını sağlayacak bir söylem bu. Genel Amerikan bürokrasinin de İran rejimine ya da İran’ın bölgedeki genişleyen nüfusuna dönük ciddi bir tavır var. Bu bölgede yükselen İran karşıtlığında bu tarz ABD’nin de etkisiyle birtakım hareketlilikler olduğuna ben de katılıyorum. Ancak şu da var. İran’ın içinde olan hareketlilik var, Irak’ınki farklı, Suriye’ninki farklı. Her birinin farklı mevzuları var."
'İran sahadan bir çırpıda çekilebilecek güç değil'
Diğer yandan Ortadoğu'da ABD'nin de etkisiyle İran'ın nüfuzunun sınırlandırılmasına yönelik bir hareketlilik bulunduğunu belirten Alagöz, Washington'ın Obama dönemi ve Trump döneminde YPG'nin kullanılmasına yönelik hareket biçiminin hem İran hem Türkiye politikaları üzerine etkilerini anımsattı. ABD'in de İran'ın da 2020-21 seçimlerine yönelik 'güç konsolidasyonuna' giriştiği görüşünü dile getiren Alagöz, İran'ın sahadan bir çırpıda çekilebilecek bir güç olmadığını vurgularken, Rusya faktörüne de dikkat çekti:

"ABD ve İran bağlamında bakacak olursak şunu net söyleyebilirim. Türkiye’nin de ABD ile yaşamış olduğu sorunun başında ABD’nin YPG’yi silahlandırması vardı. Obama dönemindeki nükleer anlaşmadan çıkması sahasında İran’ın Suriye’deki nüfusunun arttırılmasına göz yumulması sonrasında ABD’yi başka bir politikaya sevk etti. Kendi imkan kaynağını kullanmak istemediği için YPG’yi İran’ın silahlı güçlerine karşı bir denge unsuru olarak kullanmak istedi. Burada da Türkiye ile bir kriz çıktı. Suriye’de Türkiye’ye bir alan açılıyor. Ama ABD’nin güçlerini Irak’a kaydırdığını, özellikle Basra Körfezi üzerinden İran’a baskı yapmaya çalıştığını da görüyoruz. O sebeple de bölgedeki hareketlenmede ABD politikasının yansımasının olduğunu da net bir şekilde söyleyebiliriz. Ama bölgedeki tek aktör ABD değil. Kesinlikle her iki ülkenin de karşılıklı olarak birbirlerindeki seçim sürecini geçirmeyi bekledikleri kanaatindeyim. Çünkü İran’da hem 2020’de parlamento seçimleri, asıl önemlisi 2021’de cumhurbaşkanlığı seçimleri var, ABD’de de aynı şekilde. Şu an biraz o döneme kadar iki taraf da kendi güç siyasetini maksimum seviyeye çıkarmaya çalışıyor. En son Yemen’deki unsurların Aramco’yu hedefe almasını da bunun bir parçası olarak görebiliriz. İran da sahada var. Öyle bir çırpıda sahadan çekilecek bir ülke değil. Askeri kapasitesini her geçen gün arttırıyor. Ruslarla yakın zamanda bir anlaşma yaptı ekonomisine biraz nefes aldıracak."

'Şu an sahadaki en belirleyici aktör Rusya'
Alagöz, şu anda Ortadoğu sahasında asıl belirleyici aktörün Rusya olduğunu, ABD'nin ise 'daha edilgen' rolünün bulunduğu görüşünü aktardı. Rusya'nın ABD'nin tutumu karşısında İran'a 'nefes aldıracak' politikalar güdeceğini belirten Alagöz, Moskova'nın Körfez'e yönelik güvenlik açılımının da izlenmesi gerektiğinin altını çizdi:

"Şu an sahadaki asıl belirleyici aktörün Rusya olduğu kanaatindeyim. ABD burada biraz daha edilgen bir aktör konumunda. Özellikle Astana süreciyle beraber Rusya ciddi bir pozisyon aldı ve ilk başta Türkiye ile kurmuş olduğu ilişki ve sonra İran’ın da dahil olmasıyla beraber şu an bizim Ortadoğu’da aktif politikasını gördüğümüz ülke Rusya. Dolayısıyla İran’a ABD’nin bu denli bir çevreleme siyaseti güderken, kendisinin de bir çevreleyici pozisyona almayacağını ve zaman zaman nefes aldıracak politikalar uygulayacağı kanaatindeyim. Ama Rusya’nın bir açılımı var. Basra Körfezi’nde güvenliği sağlamak için kendi inisiyatifinde bir politika geliştirmeyi düşünüyor. Giderek de Suudi Arabistan ile Rusya’nın bir yakınlaşması olduğunu görüyoruz. İran’ın da bundan duyduğu bir rahatsızlık var. OPEC üyesi olmamasına rağmen OPEC’in Suudi Arabistan etkinliğinde gelişen politikalarına Rusya’nın destek vermesi İran’ı rahatsız ediyor. Ama Rusya’nın Basra Körfezi güvenliğini tekrar söylem olarak ön plana çıkarması aslında ABD’nin bölge politikalarına dönük önemli bir söylem. O nedenle İran-Rusya ilişkileri de önümüzdeki dönem aynı şekilde devam edecektir."
'Ruhani/Zarif’in yıldızı sönerken, Hac Kasım’ın artan popülaritesi'
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani
© AP PHOTO /
İran Cumhurbaşkanı Ruhani: Halk tarihi sınavdan başı dik çıktı
Yine önümüzdeki dönemde İran içerisindeki iktidar mücadelesinin yakından izlenmesi gerektiğini belirten Alagöz, Ruhani ve Zarif'in 'yıldızlarının söndüğü' görüşünü dile getirirken, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'nin siyasi adaylığı söz konusu olmasa bile artan popülaritesine dikkat çekti:
"Biraz bölgeyi ve İran siyasetini anlamamız için 2020-21 başı sonu bizim için belirleyici olacak. Bu dönemde İran’da çok ciddi bir güç mücadelesi var. Siyasi erkler arasında ve tüm mekanizmalar arasında ciddi bir mücadele var. Bunu sembolik olayları da oldu. Esad’ın İran ziyaretinde Dışişleri Bakanı’nın bulunmaması ve istifa etmesiyle başlayan bir süreç oldu. Yine geçtiğimiz Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısı için Zarif ve Ruhani ABD’deyken bir dini liderin hesabına fotoğraf paylaşıldı. Burada Nasrallah, Hamaney ve Kasım Süleymani yan yana gördük. Bunlar sembolik ama önemli, İran’da otoritenin kim olduğunu göstermeye dönük işaretler. Ruhani ve Zarif’in yıldızı çoktan söndü. Yakın dönemde zaten tekrar adaya olabilmeleri mümkün değil sistemden dolayı. Reformik bir kanattan başkan seçilmesi pek mümkün gözükmüyor. İran’daki teamüller pek asker kökenli birisinin cumhurbaşkanı olmasını şu an işaret etmese de giderek siyasileşen bir figür olduğunu görebiliyoruz. Özellikle Zülfikar madalyası almasıyla beraber halk nezdinde de ciddi bir taban kazandı. İran sürprizlerle dolu bir ülke. Olur da Kasım Süleymani aday olursa şaşırmam. Ama asker siyaset ilişkisi giderek artarken bu denli bir doğrudan askerin siyasetin tepesine gelmesi başka rahatsızlıklar oluşturabilir. O dengenin gözetilmesi gerekiyor. Kasım Süleymani olmasa bile illa yeni gelen cumhurbaşkanı o tandansta birisi olacaktır. Giderek Devrim Muhafızları Ordusu’nun belirlediği bir siyaseti İran’da önümüzdeki yıllarda göreceğiz.”

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

09 Ara 2019

Bu soruya ilk cevabı Prof. Dr. Muharrem Ergin’den aktaralım: Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,94 M - Bugün : 3013