« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

SA‘DÎ-i ŞÎRÂZÎ

Mustafa Çiçekler, 09 Ara 2019

SONRAKİ HABER

Özcan KADIOĞLU

Gelişmiş ekonomiler müslüman ülkelerden 16 kat daha fazla makale yazıyor , 04 Kas 2019

04 Kas

2019

İmamlar Kureyş’ten olur!

Taha Akyol 01 Ocak 1970

Peygamberimizin, “imamlar Kureyş’ten olur”, yani yöneticiler Kureyş kabilesinden olur diye bir hadisi var mı yok mu? Bu ayrı bir mesele, böyle bir hadis olduğunu söyleyerek siyaset yapılmış olması gerçeği ayrı mesele...

Günümüzde din-siyaset ilişkilerindeki sorunları görmek bakımından da ‘örnek olay’ niteliğinde bir meseledir.

Durup dururken nereden çıktı demeyin.

IŞİD’in kendinden menkul halifesi terörist Bağdadi öldürüldü ya, yerine Haşimi el-Kureyşi’nin getirilmesinin sebeplerinden biri adındaki bu “Kureyşli” ifadesiymiş. Halifeliğini kabul ettirmede “Kureyşli” olmasının, “Peygamber soyundan” sanılmasının etkili olacağını düşünmüşler. (DW ve Euronews)

IŞİD bir buçuk milyar Müslüman içinde sayısal olarak gerçekten yok hükmündedir.

Ayrıca, zamanımızdaki en büyük hadis âlimi Mehmet Hatiboğlu hocamız bu hadis rivayetinin uydurma olduğunu bilimsel araştırmayla ortaya koymuştur: “Hilafetin Kureyşiliği, İslamda İlk Siyasi Kavmiyetçilik.” (OTTO Yayınları)



Onun için bu “Kureyş” meselesinin çağımızda hiçbir önemi yok. Fakat siyasetin din referansıyla yapılması çağımızda da çok önemlidir.



ABDÜLHAMİD VE KUREYŞ

Kurayş meselesi Abdülhamid zamanında da önem kazanmıştı. Arap milliyetçileri “İmamlar Kureşyten olur” şeklindeki hadis rivayetini kullanarak Osmanlı’ya karşı çıkıyorlardı.

Abdülhamid bu hadisin bulunduğu hadis kitaplarını toplatıp yaktırmış, Jön Türk propagandası harekete geçmişti…

1896 yılında “İslam Ulemasına Şer’î Çağrı” adıyla 16 sayfalık bir kitapçık yayınladılar.

Orijinali: Ulemay-ı Din-i İslam’a Davet-i Şer’iye.

Kitapçıkta Mısır’da basılan bir hadis kitabını, Abdülhamid’in toplatıp yaktırdığı, bu hadisi çıkarttırarak İstanbul’da yeniden bastıracağı anlatılıyordu. Abdülhamid’in “Moskoftan beter” olduğu söyleniyordu!

Bu konuda İsmail Kara’nın “İslamcıların Siyasi Görüşleri” adlı kitabına bakabilirsiniz. (Sf. 131-141)

Hikmet Bayur’in “Türk İnkılabı Tarihi” adlı büyük eserinin fikir hareketleri cildi de önemli bir kaynaktır. (Cilt II, Kısım 4, s. 70-78)



ÇAĞLARA GÖRE DEĞİŞİYOR

Halbuki Müslüman Türk hükümdarları hiç Kureyş hadisini hatırlamamış, zaten kendilerine “Hakan, Sultan, Padişah” diye nitelemişlerdi. İlk Osmanlı hükümdarları bırakın Kureyş’i “Oğuz han neslinden” geldiklerini belirterek diğer beylikleri karşı meşruiyet üstünlüğü kazanıyorlardı.

Aşıkpaşazade Tarihi bu konuda tam bir klasik kaynaktır.

“Âl-i Osman” kavramı başlı başına güçlü bir karizma kazanınca “Oğuz Han” referansına da ihtiyaç duyulmayacaktı.

Fakat büyük devlet adamlarımızdan III. Selim’in bir meşveret meclisi toplayıp “karar” almalarını istemesi artık hanedan karizmasının yetmemeye başladığının işaretlerinden biridir.

Namık Kemal’le “irade-i milliye” kavramı gelişecektir,

Cumhuriyet’in temel kavramlarından biri “milli irade”dir.

Bugün muhafazakâr iktidar da meşruiyetini “milli irade”den alıyor.

Tarih boyunca meşruiyet kavramının nasıl değiştiğini görüyorsunuz. Zaten hilafetle ilgili hadislerin sonradan, Emevilerin meşruiyet arayışlarıyla ortaya çıktığı biliniyor.

Çağımızda meşruiyetin kaynağı anayasayla görev ve yetkileri tanımlanmış, kayıt ve şartları belirlenmiş “milli irade” dir. Bunun aksine, meşruiyeti dinî veya ideolojik kavramlara dayandırmak hukuki ve siyasi istikrarı en azından geciktirir, büyük gerilimlere yol açar.



İSLAM VE SİYASET

Zaten İslamiyet Müslümanlara siyasi konularda ahlak ve adalet gibi genel erdemleri emretmiş fakat bir hükümet şekli emretmemiştir. Bu alanı insan tecrübesine ve aklına bırakmıştır.

Bu, İslam’da eksiklik olması değil, akla önem verilmesidir.

Böyle olmasaydı on dört asırlık İslam tarihi içinde kaç seneyi ‘meşru’ görebilirdik?!

Ve hangi mezhebe, hangi cemaate, hangi fetvaya göre?!

Siyasetin dinle ilgili görevi, din ve vicdan hürriyetini sağlamaktır.

Fakat dinin adalet, ahlak, emniyet (emin olma) gibi yüksek değerlerini gözardı edip siyasi güç için dine referans yapılmasının ne büyük haksızlıklara, kul hakkı ihlallerine, istibdat ve zulümlere yol açtığını kim inkar edebilir?

Müslümanların ahlaki ve bilimsel alanlarda gelişmesini istiyorsak, bunun da yolu siyasi kavga için enerji israfından kurtulup, modern demokratik özgürlükler içinde ahlaki yüksekliğe ve bilimsel araştırmalara yönelmektir.

Müslümanların müstebitlerden kurtulmasının da yolu bu gerçeği görmektir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

09 Ara 2019

Bu soruya ilk cevabı Prof. Dr. Muharrem Ergin’den aktaralım: Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,94 M - Bugün : 1548