« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

SADREDDİN KONEVÎ

Ekrem Demirli, 22 Tem 2019

SONRAKİ HABER

ATATÜRK'ÜN 19 MAYIS 1919'DA SAMSUN'A ÇIKIŞI

B.Kemal Yeşilbursa, 13 May 2019

13 May

2019

BAYKARA, Abdülbaki

Nuri Özcan 01 Ocak 1970

20 Temmuz 1883’te Yenikapı Mevlevîhânesi’nde doğdu. Babası aynı mevlevîhânenin şeyhi Mehmed Celâleddin Dede, annesi Nazife Zelîha Hanım’dır. Dört yaşında dedesinden bed’-i besmele* ettikten sonra Muallim Mûsâ Dede’den Kur’an okudu. 1888 yılında Molla Gürânî semtindeki Dârüttahsîl adlı özel mektebe başladı; daha sonra Dâvud Paşa Rüşdiyesi’ni bitirdi (1897). Ayrıca zamanın tanınmış âlimlerinden de dersler alarak kendini yetiştirdi. Babasından Mesnevî okuyarak başladığı bu tahsile Demircili Ahmed Fuad Efendi’den sarf, nahiv, mantık; Beyazıt Devlet Kütüphanesi hâfız-ı kütüb*ü İsmail Saib Efendi’den (Sencer) meânî, kelâm, akaid, Sahîh-i Buhârî ve Şifâ?-i Şerîf; mesnevîhan Esad Dede’den Farsça; Sütlüce’deki Sâdî Dergâhı şeyhi ve Meclis-i Meşâyih reisi Hasîrîzâde Mehmed Elif Efendi’den tasavvuf ve Mesnevî dersleri alarak devam etti. Bu devrenin sonunda Elif Efendi’den Mesnevî (1906), İsmail Saib Efendi’den de ilmiye (1908) icâzetnâmeleri aldı. Babasının hastalığını ileri sürerek Konya’ya yaptığı müracaat üzerine Şeyh Abdülvâhid Çelebi tarafından 1903’ten itibaren dergâhta vekâleten ism-i celâl zikri ve mukabele* yapmasına izin verildi. Bu vazifesine devam etmekte iken 30 Mayıs 1908’de babasının vefatı üzerine boşalan şeyhlik makamına asâleten tayin edildi (24 Temmuz 1908). Üç ay sonra da Abdülvâhid Çelebi tarafından dergâhın mesnevîhanlığını yürütmekle görevlendirildi.

Mehmed Abdülbaki Efendi 1909’da Meclis-i Meşâyih âzalığına tayin edildi ve bu görevini dokuz yıl kadar sürdürdü. Bu vazifedeyken I. Dünya Savaşı sırasında Süveyş Kanalı’nı İngilizler’den geri almak için yapılan kanal harekâtına iştirak etmek üzere kurulan Mücâhidîn-i Mevleviyye adlı gönüllü alayına binbaşı rütbesiyle kumandan vekili olarak katıldı (1915). Şam’daki Dördüncü Ordu emrine verilen bu alayda hastalığı sebebiyle fazla kalamadı ve İstanbul’a döndü. 30 Kasım 1925’te tekkelerin kapatılmasıyla şeyhlik vazifesi resmen sona erdi. Bundan sonra İstanbul Türk Ocağı müdürlüğü, Kütüphaneler Tasnif Komisyonu üyeliği yaptı. Dârülfünun İlâhiyat ve Edebiyat fakültelerinde Farsça okuttu. Dârülfünun’un İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülmesinden bir yıl sonra da bu görevinden alındı. Son resmî görevi, ancak bir iki ay kalabildiği Bakırköy Ermeni Lisesi’ndeki (Bezezyan) edebiyat öğretmenliğidir. Abdülbaki 28 Şubat 1935 Perşembe günü vefat etti. Vasiyeti üzerine Yenikapı Mevlevîhânesi’nin ilk şeyhi Kemal Ahmed Dede’nin (ö. 1615 [?]) yanına defnedildi. Büyük oğlu Gavsi Baykara da (ö. 1967) tanınmış neyzen ve bestekârlardandır.

Abdülbaki Baykara, kaynakların ve kendisini tanıyanların ifadelerine göre zarif, nüktedan, hoşsohbet tam bir İstanbul efendisiydi. Edebiyat ve mûsiki ile meşgul olmuş, çok beğenilen şiirler yazmıştır. Birkaç bestesi olduğu söylenirse de bestekâr değildi, ancak iyi bir tanburî idi. Ebced* hesabı ile tarih düşürmede zamanının en önde gelen şairi olduğu belirtilmektedir. Manzumelerinde Bâkî mahlasını kullanmıştır. Büyük bir kısmını aruzla yazdığı Türkçe ve Farsça şiirlerinin bazılarında mizah ve hiciv unsurları hâkimdir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tekkelerin kapatılması da dahil çeşitli inkılâplar sebebiyle, cemiyette ve dolayısıyla şahsî hayatında meydana gelen şaşırtıcı değişiklikleri mizahî bir üslûpla işlediği “oldum” redifli gazeli, başarılı bir sosyal hiciv olduğu kadar devrin durumunu bir görgü şahidinin ağzından aksettiren tarihî bir vesika olarak da kabul edilmektedir. Şiirleri Mahfil ve Osmanlı Tarih ve Edebiyatı adlı mecmualarda neşredilmiştir. Şair ve hattat Ebüssuudzâde Mehmed Suud Yavsî (ö. 1948), oğlu Resuhi Baykara’ya intikal eden şiir defterlerinden ve ayrıca neşredilmiş şiirlerinden derlediği manzumeleri Enfâs-ı Bâkî adı altında bir divan tertibiyle yazmış ve Fâtih Millet Kütüphanesi’ne vakfetmiştir (Ali Emîrî, Manzum, nr. 533/1).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Tem 2019

`Gidiyorum: gönlümde acısı yarıkların... Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda. Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

17 Haz 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 52,04 M - Bugün : 4467