« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

AŞIK FERRAHİ ( Halil Atılgan)

, 23 Nis 2019

SONRAKİ HABER

ŞÂFİÎ

Bilal Aybakan, 12 Oca 2019

12 Oca

2019

Ziya Osman SABA (1910-1957)

Abdullah Uçman 01 Ocak 1970

Cumhuriyet devri şair ve yazarı.

İstanbul Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Babası binbaşı Osman Bey, annesi Ayşe Tevhide Hanım’dır. Sekiz yaşında iken annesini kaybetti. İlk öğreniminden sonra Mütareke yıllarında yatılı olarak Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’ne verildi. Bu sırada tanıştığı Yaşar Nabi (Nayır) vasıtasıyla Yedi Meşale grubuna katıldı. Bir yıl sınıfta kalınca Cahit Sıtkı ile (Tarancı) sınıf arkadaşı oldu. Hukuk Fakültesi’ne devam ederken bir yandan da Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalıştı. Mezuniyetinin ardından hariciyeci olmak için girdiği imtihanda başarılı olamayınca Emlâk Bankası’nda çalışmaya başladı (1936). Görevinin Ankara’ya nakledilmesi üzerine bir süre orada kaldı; ancak İstanbul’u çok sevdiğinden istifa ederek İstanbul’a döndü. 1945-1950 yıllarında İstanbul’da Maarif Basımevi Tashih Bürosu şefliği yaptı. 1950’de geçirdiği kalp krizi dolayısıyla işinden ayrılmak zorunda kaldı. Bundan sonra Varlık yayınlarının tashih işiyle uğraştı. 29 Ocak 1957’de geçirdiği ikinci kalp krizi neticesinde İstanbul’da öldü ve Eyüpsultan’daki aile kabristanına defnedildi.

Annesinin ölümü üzerine kaleme aldığı bazı mensur parçalarla edebiyata ilk adımını atan Ziya Osman şiirle lise yıllarında meşgul olmaya başlamış, ilk şiirleri Servet-i Fünûn’da yayımlanmıştır (1927). Katıldığı Yedi Meşale topluluğunun ortak kitabı Yedi Meş‘ale’de (1928) ve Yusuf Ziya Ortaç’ın desteğiyle kurulan Meş‘ale dergisinde (sekiz sayı) çeşitli şiirleri yer almıştır (1928). Çocukluk günlerinin hâtıraları ve özlemleriyle birlikte yoğun bir karamsar havanın hâkim olduğu ilk şiirlerinde hayata küskünlük ve ölüm temaları dikkati çeker. Eski İstanbul’un tarihî ve mistik havasını anlattığı deneme yazıları ile sonraki yıllara ait şiirleri Milliyet gazetesinin kültür-edebiyat sayfası (1929), İçtihat (1930), Varlık (1933’ten sonra), Ağaç (1936) ve Yücel (1938) dergilerinde yayımlanmıştır.

Sanat ve edebiyat anlayışında daha lise yıllarında iken okumaya başladığı H. de Régnier, Mallarmé, Rimbaud, Baudelaire ve Supervielle gibi Fransız sembolistlerinin etkisi görülür. Bir yazısında, “Şiir yazmak benim için bir eğlence olmak şöyle dursun bir ihtiyaç, bir zaruret, âdeta yaşamamın sebep ve hikmetidir” diyen Ziya Osman bütün gerçek şairler gibi hayatının sonuna kadar şiire sadık kalmıştır.

Türk şiirinde sosyal gerçekçiliğin ön plana çıktığı 1940’lı yıllarda âdeta bir derviş tevekkülü ile daha çok kendi iç dünyasında huzurlu bir hava oluşturmaya çalışan Ziya Osman yaşama sevinciyle insan sevgisini, ev hayatını, fakirlere acıma duygusu ile kadere boyun eğme ve âhiret özlemini işler. Sıradan insanların günlük yaşayışı, acı ve sevinciyle teslimiyet, Tanrı’nın rahmet ve merhametine sığınma onun şiir dünyasının vazgeçilmez unsurları arasında yer alır. Hayatı boyunca yapmacıktan uzak bir sanat anlayışından ayrılmayan Ziya Osman kendi devrinde görülen yeni modalara kapılmamış, edebî sanatlara, süs unsurlarına hiçbir zaman rağbet etmemiş, hayatı ve dünya görüşü gibi son derece sade ve tutarlı bir şiir ortaya koymuştur. “Garip” hareketinden sonra bir kısım şiirlerinde serbest tarzı da denemiş olmakla beraber genellikle hece veznini tercih etmiş, sürekli şekilde kendine has bir şiir atmosferi kurma çabası içinde olmuştur. Hâtıra tarzındaki hikâyelerinde ise daha ziyade çocukluğu ile gençlik yıllarını, evliliğini ve İstanbul’un çeşitli semtlerine yaptığı gezintilerle evini ve aile sevgisi etrafında küçük mutluluklarını anlatır. Ziya Osman, doğup büyüdüğü şehirde hızla değişen hayat karşısında hüzünlü bir duyarlılık ortaya koymuştur.

Yakın arkadaşlarından Oktay Akbal’ın yer yüzünde bir ermiş hayatı yaşadığını söylediği Ziya Osman, belli bir süre etkisi altında kaldığı Necip Fazıl Kısakürek’ten farklı olarak ölüm karşısında isyan etmek yerine bir Yûnus Emre edasıyla ölümü tevekkülle karşılamış ve daima ölümün asıl gerçeklik olduğunu vurgulamıştır. Eski İstanbul’un sade, huzurlu ve güzel günleriyle çocukluk, gençlik ve evlilik hayatını anlattığı hikâyelerinde Abdülhak Şinasi Hisar etkisi sezilmektedir. Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziya’ya Mektuplar’ı (1957), sadece Cahit Sıtkı’nın şiir anlayışını ve şiir üzerine düşüncelerini değil aynı zamanda bu iki şair arasında ömür boyu süren dostluğu göstermesi bakımından önemlidir. Ziya Osman için ölümünün onuncu yılında Varlık dergisi bir özel sayı hazırlamış (1 Şubat 1967) ölümü üzerine basında çıkan yazıların bir kısmı Değişen İstanbul adlı kitabının arkasına eklenmiştir.

Eserleri. 1. Sebil ve Güvercinler (İstanbul 1943). 1943 yılına kadar yazdığı ve yayımladığı şiirlerden yaptığı bir seçmedir. 2. Geçen Zaman (İstanbul 1947). Büyük bir kısmı hece vezniyle yazılmış şiirlerinden meydana gelmektedir. 3. Nefes Almak (İstanbul 1957). Şairin hayatının son günlerinde yazdığı şiirleri içeren kitap ölümünden sonra yayımlanmıştır. 4. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (İstanbul 1952). 1944-1950 yılları arasında çeşitli dergilerde çıkan dokuz hikâyesinden meydana gelmektedir. 5. Değişen İstanbul (İstanbul 1959). Eserde şairin 1954-1957 yıllarında kaleme aldığı altı hikâyesi yer almaktadır. 6. Germinie Lacerteux (Goncourt Kardeşler’den, tercüme roman, İstanbul 1949).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

22 Nis 2019

1975 senesi başlarında mecliste temsil edilen sağ partiler ile Milliyetçi Cephe hükümeti kurulması gündeme gelmişti. Türkeş Bey bu konuyu önce partinin merkez yetkili organlarıyla, sonra il başkanlarıyla istişare etti.

Nurullah KAPLAN

06 Mar 2019

Yusuf Yılmaz ARAÇ

02 Mar 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 48,73 M - Bugün : 47216