« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

M. NÜZHET ERMAN (1926-1996)

, 11 Kas 2018

SONRAKİ HABER

Andımız çok önemlidir çünkü...

Sadi Somuncuoğlu, 04 Kas 2018

04 Kas

2018

'Topal Asker'in cephesinde değişen ne var?

Servet Avcı 01 Ocak 1970

2 askerimiz donarak şehit oldu ve adet üzere kimse sorumluluk üstlenmedi, kimse vicdan derdine düşmedi, kimse üzerine almadı ve sonuçta kimse istifa etmedi...

Önce geçtiğimiz yıl gerçekleşen bir olayı hatırlatalım... Hollanda gibi, geleneği olmayan bir devlette yaşanana bakın: Mali'de iki asker, bir havan topunun yanlışlıkla patlaması sonucu ölüyor... Bu askerler, Mali'de siyasî istikrarın sağlanması için Birleşmiş Milletler'in oluşturduğu uluslararası güçte görev alan Hollandalı askerler...

Olayı araştıran Hollanda Güvenlik Araştırma Konseyi, olayın sorumluluğunun siyasî otoritede olduğuna karar veriyor... Hollanda Savunma Bakanı Jeannine Hennis, sorumluluğu üstleniyor ve görevinden istifa ediyor...

***

İki resim arasındaki farklara bakalım: Adamlarda bir Güvenlik Araştırma Konseyi var, bizde hak getire!.. Diyelim ki bizde de muadili var... Acaba o muadil kurum, suç görse bile sorumluluğu siyasî otoriteye yıkabilir miydi?

Hadi diyelim ciğer yediler ve siyasî otoriteyi sorumlu tuttular... Öyle bir konsey yerinde kalabilir miydi? Anında hepsi birden hedef hâline getirilip, sağa sola sürülmez miydi? Hapse düşmediklerine şükretmek zorunda bırakılmazlar mıydı?

Ama demokrasilerde hayat böyle akıyor, Hollanda'da tarih başka türlü yazılıyor...

***

5 polisimizin Bağdat yolunda şehit düştüğü o kara günü nasıl unuturuz: Onlar, zırhsız araçlarla çıkarıldıkları o karanlık yolda şehit edilmişlerdi... 18 Aralık 2004'te Musul çıkışında pusuya düşürülüp katledilen özel harekâtçı 5 polisti onlar...

Yeni görev yerleri Bağdat Büyükelçiliği'ydi... Ne uçakla gönderilmeleri akıllara geldi, ne de elçilikteki zırhlı araçlarla intikal ettirilmeleri...

Dışişleri Bakanlığı, bu yolculuk için Bağdat'tan zırhsız arabalar kiralamıştı... Özel harekâtçı 8 polis, Habur'dan bu araçlarla geçerek, düşmanlarla dolu toprakların içine doğru sonu belirsiz bir yolculuğa çıkmıştı...

Katiller Musul çıkışına pusu kurmuştu... 25 civarındaki katille yaklaşık 45 dakika kahramanca çatıştılar... İlk ateş sırasında alınan ağır yaraların da etkisiyle 8 polisten 5'i şehit düştü...

3 gün sonra şehitler için İçişleri Bakanlığı'nda düzenlenen törene şehit yakınlarının "Bu kadar aciz miyiz? Uçağınız yok muydu?" isyanları damgasını vurdu... Uçak vardı tabii ki... Bağdat yolculuğunda esirgenen uçak, Başbakan'ın talimatıyla cenazelerin memleketlerine taşınmasında bir işe yaramıştı!.. Ayrıca şehit edilenlerin yerlerine elçilik için görevlendirilen ikinci ekip Bağdat'a özel uçakla gönderilebilmişti...

Olan, Başkomiserler Nihat Akbaş ve Bilal Ürgen ile polis memurları Süleyman Karahasanoğlu, Adem Çiçek ve Bülent Kıranşan'a olmuştu... Cenaze töreninde klasik görüntüler vardı... "Canilerin yakalanması için koalisyon güçleri ve Irak hükûmeti nezdinde bu olayın takipçisi olacağız" deyip, gözyaşları içinde Akif'ten şiir okuyan Başbakan ve polisleri uçak yerine zırhsız araçla Bağdat'a götürmeye kalkışan o dönemki Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye Cumhuriyeti bu hainleri takip edecektir" hikâyeleri...

***

O dönemde de aynısı olmuştu... Âdet üzere kimse sorumluluk üstlenmemiş, kimse vicdan derdine düşmemiş, kimse üzerine almamış ve sonuçta kimse istifa etmemiş, ettirilmemişti...

Bu olaydan 8 gün sonra Endonezya açıklarında deprem ve tsunami meydana gelmişti... Bazı futbolcularımız ve sevgilileri ile İstanbul sosyetesinden bazı isimler orada mahsur kalmıştı... Olay, fena halde medyatikti!..

Onları oradan almak seyahat firmasını ya da sigortacıların işiyken, devletimizi yönetenler kameraların önünde gösteri yaparak, oraya özel uçak gönderip 'mağdurlar'ı büyük bir zaferle Türkiye'ye taşıdılar...

Bu korkunç çelişki karşısında aklımıza Nihal Atsız'ın Topal Asker şiiri gelmeyecekti de ne gelecekti:

"Olan işler azıcık dimağını yorsun/ Biliyorum, elbisemle eğleniyorsun/ Biliyorum baldırını o kadar nazla/ Örten bir tek çorap kıymetçe fazla/ Benim bütün elbisemden, hatta kendimden/ Biliyorum, çünkü şu gün bu dünyada ben/ Neyim? Bir hiç, işe yaramaz bir topal/ Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al..."

Değişen fazlaca bir şey yok...

Yusuf Yılmaz ARAÇ

30 Eki 2018

Babam ülmüşşş… Babam ülmüşşş… Dört bin kilometre doğuda, Doğu Türkistan’ın Hoten şehrinde, hiç tanımadığınız bir adam öldüğünde haberiniz bile olmaz.

Efendi BARUTCU

27 Eki 2018

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 42,74 M - Bugün : 17864