« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

EMİN PAŞA (1840-1892)

H. Ahmed Schmıede, 21 Eki 2018

SONRAKİ HABER

HASAN-ı BASRÎ

Süleyman Uludağ, 07 Eki 2018

07 Eki

2018

SAFİYE EROL (1902-1964)

Abdullah Uçman 01 Ocak 1970

Cumhuriyet dönemi romancı ve yazarı.

2 Ocak 1902 tarihinde Edirne’ye bağlı Uzunköprü’de doğdu. Babası Uzunköprü Belediyesi kâtiplerinden Sâmi Bey, annesi Bektaşî Tekkesi’ne mensup Keşanlı Emine İkbal Hanım’dır. Aile 1906’da İstanbul Üsküdar’a taşınınca ilkokulu burada okudu. Ardından Fransız Mürebbiyeler Okulu’na devam etti; 1914’te Alman Lisesi’ne kaydoldu. 1917’de Türk-Alman Dostluk Derneği’nin aracılığıyla gittiği Almanya’nın Lübeck şehrinde özel Falkenplatz Lisesi’nden mezun oldu (1919). Almanya’da çıkan bazı olaylar üzerine aynı yıl İstanbul’a döndü. Bir süre sonra ortalık yatışınca tekrar Almanya’ya gitti ve 1921’de Marburg an der Lahn’da yüksek tahsile başladı. Kısa bir süre de Freiburg’daki Real Gymnasium’a devam etti. 1923’te Münih Üniversitesi’ne geçti; burada klasik Arap şiirinde bitki adlarına dair “Die Pflanzennamen in der altarabischen Poesie” adlı teziyle doktor unvanını aldı (1926). Ertesi yıl yurda döndü. Safiye Sami adıyla Selma Lagerlöff’ten tercümeler yaptı; Millî Mecmua’da fikrî yazılar ve Dilârâ imzasıyla küçük hikâyeler yayımladı. 1931’de evlendi. 1943’teki Belediye Meclisi üyeliği dışında herhangi bir görev almadı. Havadis, Son Havadis ve Yeni İstanbul gazeteleriyle Türk Yurdu dergisinde millî ve kültürel meseleler, örf, âdet ve gelenekler üzerine yazılar yazdı. 1961-1964 yıllarında Üsküdar İmar ve Kültür Derneği’nin mensubu olarak bazı kültürel faaliyetlere katıldı. 1 Ekim 1964’te İstanbul’da vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Gerek yazıları gerekse romanlarıyla yaşadığı yıllarda pek fazla dikkati çekmeyen Safiye Erol’un Kadıköyü’nün Romanı (1938), Ülker Fırtınası(1944), Ciğerdelen (1946) ve Dineyri Papazı (1955) adlı romanları gazetelerde tefrika edildikten sonra yayımlanmıştır. 1940’lı yılların ikinci yarısında önce Samiha Ayverdi, onun vasıtasıyla da Kenan Rifâî ile tanışır (1948), böylece hayatında yeni bir dönem başlar. O zamana kadar cevaplandıramadığı birçok soruyu, halledemediği meseleleri Kenan Rifâî’nin sohbetlerinde öğrendikleriyle halleder; bu şekilde yıllardır içinde esen fırtınalar diner ve ruhen sükûnete kavuşur. İlk yazılarından itibaren bir kadın duyarlılığının hâkim olduğu eserlerinde Doğu ve Batı kültüründen gelen özümsenmiş yoğun bir hava dikkati çeker. Eserlerinde çevre gözlemlerine, bu gözlemlerden çıkardığı sonuçlara yer verir; şehir, sokak, hayvan, çiçek ve böceklere bile farklı bir açıdan yaklaşır. Zaman zaman küçük yaşta annesinden dinlediği hikâye ve anekdotları anlatırken Keşan ağız özelliklerini kullanır. 1930’lu yılların İstanbul’una yazılmış bir nevi ağıt sayılabilecek olan Kadıköyü’nün Romanı’nda, dağılan Osmanlı Devleti’nden modern Türkiye’ye geçişin ortaya çıkardığı problemler anlatıldığı gibi yer yer eski İstanbul’un gündelik hayat tasvirlerine de yer verilir. Tasavvufî bir muhteva ile kader fikrinin hâkim olduğu, büyük ölçüde kültür değişimlerinin ele alındığı, yer yer otobiyografik özellikler de gösteren Ülker Fırtınası, Batı kültürünü özümsemiş roman kahramanının yerli ve millî değerler karşısında bir bakıma uyum arayışının hikâyesidir.

Samiha Ayverdi’nin “uyanık ve tahlilci bir kafa” diye nitelediği Safiye Erol yaşadığı yıllarda daha ziyade Ciğerdelen romanıyla tanınmış ve belli ölçüde bir şöhret kazanmıştır. Romanda yaşanmakta olan zamanda ve geçmişte cereyan eden, fakat birbirine bağlanan iki olay vardır. Aktüel zamanın olaylarını Turhan Tuna anlatır; romanın diğer kahramanı Cangüzel de kaleme aldığı “Sarı Sipahiler”, “Yedi Peçeli” ve “Ciğerdelen” hikâyeleriyle geçmişteki olayları nakleder. Osmanlı Devleti’nin yükseliş çağlarında Rumeli topraklarında sınır boylarında yaşayan akıncıların hayat hikâyesiyle onların torunlarının günümüzdeki yaşayışlarının karşılaştırıldığı, yer yer destanî özellikler gösteren Ciğerdelen’de geçmişle yaşanan zaman arasında ruh ve davranış bakımından bir ilişki kurulmak istenir. Yazar bunu çerçeve hikâyenin içine yerleştirdiği mâzi hikâyeleriyle gerçekleştirirken yapı bakımından çağdaşlarından farklı bir teknik kullanmıştır. Esasen eserin başarısı da buradadır. Romanda geçmişle şimdiki zamanı Ciğerdelen (Macaristan’da Osmanlı kalesi), serhat boyları, ateş, toprak ve yol gibi semboller birleştirir. En önemli sembol insanın benliğini kuşatan esas duyguyu ve ideali temsil eden Ciğerdelen’dir. Dineyri Papazı’nı ise romancı, Hindistan’da yetişen “ketaki” adlı bir çiçeğin hikâyesinden hareketle insanlara sanat vasıtasıyla bir şeyler söylemek isteyenlerin macerasını anlatmak için yazdığını söyler.

Romanlarında genellikle kadınlara ait problemleri ve kadının çevre ile ilişkilerini ele alan Safiye Erol’un kahramanları kaderlerinin mahkûmu gibi görünseler de iradeleri sayesinde sonunda ıstıraptan kurtulur ve arınarak âdeta yeniden doğmayı başarır. Romanlarına hâkim olan aşk duygusu beşerî aşktan Allah’a ve giderek topluma doğru bir gelişme gösterir. Yazar makalelerinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre, Erzurumlu İbrâhim Hakkı, Hasan Sezâî-yi Gülşenî, İsmâil Hakkı Bursevî, Kaygusuz Abdal, Dede Efendi, Fâtih Sultan Mehmed, III. Selim, Sokrat, Homeros, Shakespeare, E. Zola, Goethe, V. Hugo, Schopenhauer, Pierre Loti gibi Doğu’dan ve Batı’dan bazı portrelerle İstanbul, Edirne, Bursa, İznik gibi şehirleri ve tabiatla ilgili birtakım konuları ele almıştır. Biraz da dönemin geçerli değer hükümleri dolayısıyla edebiyat tarihçileri dışında adı ve eserleri uzun süre anılmayan Safiye Erol, ancak 2000’li yıllardan sonra eserlerinin tekrar yayımlanmasıyla âdeta yeniden keşfedilmiş ve kısa zamanda Türk okuyucusunun ilgi odağı haline gelmiştir. Bu tarihten itibaren hakkında akademik çalışmalar yanında değişik bilimsel toplantılar yapılmıştır.

Eserleri: Kadıköyü’nün Romanı (1938), Ülker Fırtınası (1944), Ciğerdelen(1946, 1974), Dineyri Papazı (2001), Çölde Biten Rahmet Ağacı (2001); Portugaliya İmparotoriçesi (Selma Lagerlöff’ten, 1941), Su Kızı (La Motte-Fouqué’den, 1945); Ken’an Rifâi ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık(Sâmiha Ayverdi v.dğr. ile birlikte, 1951), Makaleler (haz. Halil Açıkgöz, 2002), Hikâyeler (haz. Halil Açıkgöz, 2002).

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

23 Eki 2018

Çözüm mü Çözülme mi? Diyarbakırlılar Ne Diyor? Bu ziyaretimiz esnasında Diyarbakır’da toplumun her kesiminden insanlarla dertleşmek sohbet etmek imkânı bulduk.

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 41,55 M - Bugün : 51889