« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Sonra kafayı duvardan duvara vurmak yok!

Servet Avcı, 16 Eyl 2018

SONRAKİ HABER

Mehmet Emin Aga (1931 -2006)

, 10 Eyl 2018

10 Eyl

2018

Yakup Cemil

01 Ocak 1970

Yakup Cemil kimdir? İttihat ve Terakki ve Enver Paşa ile bağlantısı var mıydı? Yakup Cemil hayatı hakkında bilgiler. Yakup Cemil kahraman mıydı?

Bu ülkede kahraman olmakla hain olmak arasında ince bir çizgi vardır. Ve bu çizgiler birbiri içerisine geçmiş vaziyettedir. Ne zaman hain ne zaman kahraman olduğunuz hakkında kesin bir kanı yoktur. Evet, tasvir edilen belirsiz kişilerden birisi de Yakup Cemil. Yakup Cemil iktidarın işine geldiği sürece ‘kahraman’, işine gelmediğinde ‘hain’ ilan edilen yüzlerce kişiden biriydi. Sadece en gözü karası, en gaddarıydı ve efsaneydi. Onun ölümünden hemen sonraki yıllarda bile muhaliflerle başı derde giren her siyasi figürün ‘Ahh, Yakub Cemil şimdi yaşıyor olsaydı!…” dediği söylenirdi.



Tabiki benim ilgilendiğim mevzu bu değil. Ben cesaretin bir bedende nasıl bu kadar toplanabildiği ile ilgileniyorum. Cesaret bir insan da bu denli toplanmış, adeta cesaret timsali bir abide olmuştu. Kendi ölüm emrini kendisi verecek kadar cesur bu insan hain midir kahraman mıdır bunun tartışması yersiz olur zira. Geçmişte yaşamış günahıyla sevabıyla göçüp gitmiş bir vatan evladının yaptıklarını analiz etmekten ise karakterindeki cevheri ortaya koymak daha önemlidir. Çoğu insanın kaçtığı savaş cephelerine hem de gönüllü gidecek, ölümden, eşkiyadan, katillerden korkmayacak üstüne üstlük silahını çekmekten hiçbir suretle geri durmayacak kadar cesur olmak nasıl bir yaratılıştır?



Üstelik öldüğünde karısı ve çocuklarından başka hiçbirşey bırakmamıştır. Ne mal ne mülk ne de yüklü bir para. Peki, kavgası ne içindi? Vatan müdafaası değilse neden geriye hiçbir şey bırakmamıştı veyahut neden para biriktirmemişti? Düşüncelerim bu bağlamda onun vatan kahramanı olduğuna meyl etmektedir. Zira ne kendisinin ne de ailesinin geçimini düşünecek kadar maddi beklentisi olmayan birisinin tek beklentisi vatan müdaafasıdır.



Yakup Cemil kimdir

İstanbul’da 1883 yılında doğmuş Çerkes kökenli bir Osmanlı subayıdır. Yakup Cemil 1903’te Harp Okulu’nu bitirmişti. İlk görevi Manastır’daki 6. Nizamiye Tümeni idi. 1889’da II. Abdülhamit rejimini yıkmak için kurulan İttihat ve Terakki’nin güçlü adamı Enver Bey ondan bir yıl önce Manastır’a 13. Topçu Alayı 6. Batarya Kumandanlığı’na gelmişti. Yakup Cemil, Enver Bey’in etkisiyle ve ‘Sapancalı’ Hakkı adlı arkadaşının aracılığıyla, o tarihlerde iyice güçlenmeye başlayan İttihat Terakki’ye katılmıştı.



Fedai şubeleri

Cemiyet’in silahşor üyelerden meydana gelen ‘fedaî şubeleri’ vardı. Fedai olmak gönüllülüğe bağlıydı, ama gönüllü olduktan sonra görevi yapmak zorunluydu. Birçok fedaî vardı ancak Yakup Cemil farklıydı. Öyle ki öfkesiyle, gaddarlığıyla herkesin korkulu rüyası haline gelmişti. 5 Temmuz 1908 de Manastırda isyanlar başlamıştı. Yakup Cemil de 200 kişilik bir grupla dağa çıkarak isyan etti. 23 Temmuz 1908’de önce Manastır’da, sonra Selanik’te ve diğer Makedonya şehirlerinde ve nihayet İstanbul’da halk “Yaşasın Hürriyet’” nidalarıyla sokağa döküldü ve II. Abdülhamit, 1877’de rafa kaldırılan Kanun-ı Esasi’yi tekrar yürürlüğe koymaya razı oldu. Böylece II. Meşrutiyet Dönemi başladı. Meşrutiyet’in ilanından sonra Yakup Cemil, Enver Bey’in amcası Yüzbaşı Halil (Kut) Bey başkanlığında fedailerden oluşan bir heyetle birlikte İran’a gizli bir görev için gitmeye karar verdi.

Trablusgarb’a savaşmaya gitti

Tam Ağrı Dağı eteklerinde yaşayan Celali aşiretleri ve Simko Ağa İsmail vasıtasıyla İran’a geçilecekti ki, İstanbul’dan haber geldi. 31 Mart Olayı başlamıştı. İstanbul’a dönüldü. Yakup Cemil, İstanbul’daki olaylarla eş zamanlı olarak patlak veren Adana Olayları sonrası İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından ‘Müfettişlik’ unvanı verilerek Adana’ya gönderildi. Ancak Adana da her şey olup bitmişti. Bu nedenle İstanbul’a geri döndü. 29 Eylül 1911’de İtalyanların Trablusgarb’a saldırması üzerine Yakup Cemil de gönüllü subay olarak tekrar orduya katıldı ve Trablusgarb’a gitti.



Kanun tanımaz davranışları burada da kendini gösterdi ve bir gece siyahi subay Şükrü Efendi’yi casus olduğundan şüphe ederek öldürdü. Bu hareketi, kendisini çok seven Enver Bey’i bile kızdırdı ve kendisini İstanbul’a göndermesine neden oldu. Fakat Enver Bey, onu yine de yanından ayırmadı. 18 Ekim 1912’de Birinci Balkan Savaşı patlak vermiş, ordu büyük bir hezimete uğramıştı. Doğu Ordusu Bulgarlara yenilip önce Lüleburgaz’a sonra da Çatalca’ya kadar çekilirken, Batı Ordusu Sırplara karşı Kumanova’da yenilgiye uğramış ve Manastır’a çekilmişti.



Balkan orduları Çatalca’ya dayanmış, Trablusgarp ve Bingazi’deki Osmanlı subaylarının bir bölümü İstanbul’u savunmak üzere geri çağrılmıştı. Yakup Cemil de Çatalca’daydı. İstanbul hapishanelerinden çıkarılan dört bin mahkûmdan oluşturulan birlikle Çatalca’yı savundu.



Bâb-ı âli Baskını’nda Nâzım Paşa’yı şakağından vurdu

Bâb-ı âli Baskını esnasında Yakup Cemil, hiç beklenmeyen bir hareket yaparak silahını çekip Nâzım Paşa’yı şakağından vurmuştu. Bu olay karşısında Enver Paşa çok şaşırmıştı. Çünkü hesapta bu iş yoktu ve Çerkes asıllı olan Paşa’nın öldürülmesinin orduda hep kumanda kademesinde bulunmuş Çerkesleri kızdıracağı açıktı. Fakat Yakup Cemil böyle biriydi işte, gözü hiçbir şeyden korkmayan aklı cesaretine yenilen bir adamdı.



Nazım Paşa cinayeti sonrası

Nazım Paşa cinayetinden sonra Yakup Cemil teşkilatın bir numaralı fedaisi olmuştu. Yakup Cemil, Mahmut Şevket Paşa suikastından sonra diktatör gibi davrandığından şikâyet ettiği Talat Bey’in hükümete girip girmeyeceğine bile karışıyor, Edirne’nin alınmasıyla bütün devre arkadaşlarını geçerek ‘miralay’ (albay) olan Enver Bey’in Harbiye Nazırı olması için canla başla çalışıyordu. Fakat gariptir başına buyruk olması nedeniyle daima yanında yer aldığı Enver Bey bile ondan ürker olmuştu.

Kafkas Cephesi

Çareyi Yakup Cemil’i Sinop Cezaevi’nden ve diğer cezaevlerinden derlenmiş katillerden oluşan iki bin kişilik bir birliğin başında Kafkas Cephesi’ne göndermekte buldu. Sinop Cezaevi, üç kıtada varlık gösteren imparatorluğun en azılı mahkumlarının toplandığı cezaeviydi. Değil gardiyanlar, Jandarmalar bile mahkumların arasına girmezdi. Sinop cezeaevinde kendisine asker seçerken, on dört kişiyi öldüren bir berberin usturasının önüne yatıp “hadi tıraş et bakalım” demesi cesaretinin ne boyutta olduğunu gösterirdi sanırım.



Yakup Cemil, birliğine Trabzon’dan katılan güçlerle birlikte Ardahan ve Batum’un Ruslardan alınmasına katkıda bulundu. Ancak, başına buyruk olması nedeniyle komutanlarına dert olmaya devam etmişti. Ruslar karşısında yaşanan her başarısızlıkta, bu başarısızlıktan sorumlu tuttuğu birini kurşuna dizdiriyordu. Kendi adeletini kendisi sağlıyordu. Yalnız şerefe ve haysiyete çok önem verirdi. Yanındaki eski mahpuslardan biri adi bir suç işlerse asıyor, ağaca bağlayıp yakıyor, ya da işkence ederek öldürüyordu. Ama şerefli bir kişiye ceza verecekse onu kurşuna diziyordu.

Mahmut Kamil Paşa dayanamadı

Bir keresinde casus olduğundan şüphelendiği on beş köylü ve bir eri öldürünce, 3. Ordu Kumandanı Mahmut Kamil Paşa bunlara dayanamadı ve Yakup Cemil’i Bitlis’e gönderdi. Sonunda Bitlis’teki alayın başındaki Ali (Çetinkaya) Bey de kendisinden şikayet edince, Yakup Cemil; Enver Paşa’nın amcası Halil Paşa’nın bulunduğu Bağdat’a sürüldü. Halil Paşa, Yakup Cemil’i kontrol altında tutmak için Teşkilat-ı Mahsusa’daki görevinden aldı ve geri hizmete verdi. Elbette Yakup Cemil’in buna tahammül etmesi zordu. Nitekim bir sabah kimseye sormadan emrindeki askerlere düşmana taarruz emri verdi.



İngilizlerin mitralyöz ateşi altında onlarca asker can verdi. Sonunda Halil Paşa, Yakup Cemil’i Enver Paşa’nın kendisini İstanbul’a davet ettiği yalanına inandırarak İstanbul’a gönderdi. İstanbul’a gelince Enver Paşa’dan eski sıcaklığı göremedi ama bir gönüllü subayın atanacağı en yüksek rütbe olan binbaşılığa atandı. Fakat Yakup Cemil’e bu yetmezdi. Enver Paşa’yı “benim sayemde bu makamlara ulaştın, geldiğin yerleri bana borçlusun, seni bu makamlara oturtan benim, sen de benim hakkım olan makamları vereceksin” diyerek tehdit etmişti.

Yakup Cemil ve Mustafa Kemal Paşa

Yakup Cemil, Mustafa Kemal’in Diyarbakır’a tayin olduğu Mart 1916 tarihinden sonraki bir dönemde, ikinci bir Babıâli Baskını yapıp Harbiye Nazırı Enver Paşa’yı öldürmeyi, yerine de Mustafa Kemal’i getirmeyi planlıyordu. Amacı tek taraflı bir barış yaparak savaştan çekilmekti. Yakup Cemil’in Mustafa Kemal’e duyduğu güvenin temelinde ise, ikilinin Teşkilat-ı Mahsusa’dan gelen dostluğu yatıyordu. Yakup Cemil şerefine düşkün, cesur, közü kara komitacı bir askerdi.



Siyasetten hiç anlamıyordu. Bu düşüncelerini herkese anlatmaya başlamıştı. Arkadaşları defalarca sözlerinin çok tehlikeli olduğunu, şahsının yanı sıra kendilerini de tehlikeye attığını anlattılar. Fakat her zaman olduğu gibi yine başına buyruk davrandı. Bu düşüncelerini Talat Bey’e anlatmaya karar verdi. Talat Bey kurt bir siyasetçi idi. Hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranarak Yakup Cemil’in düşüncelerini onayladı. Hatta gaza getirdi demek daha doğru olur. Fakat Talat Bey eş zamanlı olarak da Enver Bey’e eski dostunun çılgınca planlar yaptığını anlatarak iki tarafı birbirine ihbar ediyordu. Sonuç itibariyle hem Yakup Cemil belasından kurtulacak hem de Enver Bey’i yalnızlaştıracaktı. Yakup Cemil’in o meşhur deli cesareti bu siyasi ayak oyunlarını fark edemiyordu tabiki.

Enver Paşa’nın yokluğunda

Yakup Cemil’in arkadaşı Sapancalı Hakkı bey bu fikirlerden haberdar olmuş ve kendisini bu fikirlerinden vazgeçirmek için görüşmeye gitmişti. Ve sonunda iknâ edebilmişti Yakup Cemil’i. Enver Bey, Yakup Cemil’i yanına çağırarak İran içlerine Teşkilat-ı Mahsusa birlikleriyle gitme görevi verdi. Çünkü Yakup Cemil ile eskiye dayanan hukukları vardı. Ne yaparsa yapsın onun ölmesini istemiyordu. Yakup Cemil bu görev için kendisine bağlı olacak askerleri seçmekle meşguldü. Kaldığı Meserret Oteli’nin etrafına sivil ve resmi giyimli onlarca zabtiye ve asker yerleştirilmişti.

Yakup Cemil’in harekete geçmesi bekleniyordu. 13 Temmuz 1916 günü, Yakup Cemil’in darbeye hazırlandığı yalan haberi etrafta yayılınca, kendisine “Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın emri ile tutuklusunuz” dendi. Yakup Cemil, “mademki paşa hazretlerinin emri ile o halde baş üstüne” diyerek durumu kabullendi. Oysa Enver Paşa’nın bu durumdan haberi yoktu. Çünkü kendisi Berlin’deydi. Enver Paşa’nın yokluğunda Talat Paşa derhal yakalama emri çıkarttırmıştı. Yakup Cemil, o günlerin ünlü tutukevi Bekirağa Bölüğü’ne konmuştu ama kimse belindeki iki silahını almaya cesaret edememişti.



Refi Cevat Ulunay’ın dediği gibi “Tabanca onun elinde, 33 lük tesbih gibiydi.” Ve silahını teslim etmeyi kendisine yapılmış hakaret sayıyordu. Vermemek için ölümü göze alacağı herkesin malumuydu. Yakup Cemil hapishanede sürekli tetikteydi, zehirlenme korkusuyla getirilen yemekleri yemiyor, yatağında yatmıyordu. Böylece iki gün geçti. Tuvalete çıktığı bir esnada kapının arkasına saklanan iri cüsseli beş asker tarafından yere yatırılıp silahları zorla alındı. Evet, silahlarını kendisi teslim etmemişti, zorla almışlardı. Ertesi gün hâkim karşısına çıkarıldı ve tüm plânlarını itiraf etti.



Yakup Cemil için idam kararı alındı

Yargılama 24 saatte sonuçlandı. Kendisiyle birlikte tutuklanan ‘darbeci’ fedailerden bir bölümü sürgüne gönderildi, bir bölümü beraat etti ancak Yakup Cemil hakkında karar oy çokluğuyla alındı. “Nazırları öldürmek ve hükümeti devirmeye cesaret etmek” suçundan idamına hükmedildi. Cezası kurşuna dizilerek infaz edilmekti. İdam kararını, Enver Paşa Berlin’den dönmeden evvel Harbiye Nazırı’na vekâleten bakan Talat Paşa, alelacele imzalamıştı. Hiç kimse Yakup Cemil’in kurşuna dizileceğine ya da bunun söz konusu bile olacağına inanamıyordu. O büyük kahramanlarıydı tüm Teşkilat-ı Mahsusa’nın.



Talat Paşa’nın idam infazı emri ulaştığında ilk üç komutan bu emri infaz etmektense hemen tabancalarını çekip kendi başlarına birer kurşun sıkmayı tercih edeceklerini bildirerek emre itaat etmediler. Bunun üstüne Talat Paşa’nın kurmayları Yakup Cemil ile beraber hiç savaşmamış genç bir subaya emri verdiler. 11 Eylül 1916 günü Kâğıthane Köprüsü civarında bir direğe bağlandıktan sonra kurşuna dizilerek infaz edilecekti. İdam edileceği yere giderken karpuz istemişti. Karpuzunu yerken onu kurşuna dizecek askerler hayret içindeydiler. Adam hiç korkmuyordu. Arka arkaya üç sigara içti. İlk ve son sigaralarıydı bunlar çünkü sigara içmezdi.

Vatana hizmet faslından maaş

Gözlerinin bağlanmasını istemedi. Ama kanun böyleydi zorla gözlerini bağladılar. Son sözleri “Elleriniz titremesin, iyi nişan alın. Hükümet korkusu olmazsa muvaffak olamayız!” oldu. Subay emretti ‘nişan al’. İkinci kez emir ‘nişan al’ üçüncü, dördüncü askerler kıpırdamadı. Askerlerin komutanlarının emrine karşı gelmelerini ve bunun sorumlusu olmayı kabul etmedi Yakup Cemil. Donup kalmış askerler o tanıdık sesle kendilerine geldiler ‘Dikkat’ bağıran elleri arkadan ve gözleri bağlı Yakup Cemil’di. ‘Nişan Al’ ve ‘Ateş’ diye bağırarak kendi idam emrini verdi. Tüfekler ard arda patlamıştı. Yakup Cemil yarım saat can çekiştikten sonra ölmüştü. İlginç olan, İttihat ve Terakki Cemiyeti Hükümeti’nin, ‘vatan hainliği’ suçundan idam ettirdiği Yakup Cemil’in dört kişilik ailesine, iki ay sonra ‘vatana hizmet’ faslından 33’er kuruşluk maaş bağlamasıydı.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2018

“Nerde o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür, ‘Yürü’ dese dağlar yürür ‘Dur’ dese kalpler dururdu.” Bursa Eğitim Enstitüsü’nde 1968-1980 arasında yükseköğrenim görmüş arkadaşlarımızla bu defa Sivas’ta buluştuk.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 39,69 M - Bugün : 40504