« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Siyasette 1 Nisan'ı bekleyenler

Servet Avcı, 09 Ara 2018

SONRAKİ HABER

EŞREF ALİ

A. S. BAZMEE ANSARİ, 09 Tem 2018

09 Tem

2018

ÇANDARLI HALİL PAŞA (ö. 857/1453)

MÜNİR AKTEPE 01 Ocak 1970

Osmanlı vezîriâzamı.

Çandarlı İbrâhim Paşa’nın büyük oğlu olup babası gibi medreseden yetişti. Fakat kimlerden ders gördüğü ve ilk vazifelerini nerelerde yaptığı bilinmemektedir. Sultan I. Murad’ın kızı Üzer Hatun’un torunu Mehmed Bey’in Receb 829 (Mayıs 1426) tarihli vakfiyesine göre bu tarihte kazasker olarak görev yapıyordu. Daha sonra ailenin diğer fertleri gibi ilmiye sınıfından ayrıldı ve babasının ölümünden sonra kazaskerlikten vezîriâzamlığa getirildi. II. Murad’ın saltanatının sonuna kadar padişahın güvenini kazanmış biri olarak tam yetki ile vezîriâzamlık görevini yerine getirdi.

Osmanlı kuvvetlerinin Hermanştad ve Vasag’da Macar orduları kumandanı Jan Hünyad’a yenilmeleri ve ardından 13 Haziran 1444’te Edirne, 12 Temmuz 1444’te Segedin antlaşmalarının imzalanması sonucu II. Murad’ın saltanatı oğlu II. Mehmed’e bırakmasından sonra da görevini sürdürdü. Fakat çocuk denecek yaşta hükümdar olan II. Mehmed’in, devlet işlerinde lalası devşirme Zağanos Mehmed Paşa’nın tesiriyle hareket etmesi onu tedirgin etmeye başladı. Hemen harekete geçerek Bursa’ya çekilmiş bulunan II. Murad’a durumu anlattı. II. Mehmed’i Karamanoğulları’na ve Candaroğulları’na karşı düşmanca muameleye teşvik edenlerin cezalandırılmalarını sağladı.

Halil Paşa, Segedin Antlaşması’na rağmen papanın da gayretiyle Macarlar, Arnavutlar ve daha bazı Avrupa devletleriyle birlikte Eflak Prensi Mirçea’nın da Osmanlılar aleyhinde harekete geçmesini fırsat bilerek II. Murad’ı başkumandan sıfatıyla Osmanlı ordusunun başına geçmek üzere davet ettirdi. Bursa’da bulunan II. Murad’ın, papalık ve müttefik donanmasının Çanakkale Boğazı’nı kapatmış olmasından dolayı İstanbul Boğazı’ndaki Anadoluhisarı önünden Rumeli tarafına geçmesini sağladı. Haçlılar’a karşı 11 Kasım 1444’te Varna’da vuku bulan savaş sırasında II. Mehmed ile birlikte Edirne’de kaldı. Varna Zaferi’nden sonra II. Murad’ın Edirne’ye gelmesi üzerine onun tekrar cülûsu için faaliyet gösterdi, hatta bir rivayete göre bunu başardı. Daha kuvvetli bir rivayete göre ise Varna Zaferi’nin ardından bir süre Edirne’de kalan Sultan Murad tekrar Manisa’ya çekildi. Halil Paşa, II. Murad’ı Edirne yangını (Mart 1444) ve bu olayın ardından meydana gelen yeniçeri isyanından sonra (bk. BUÇUKTEPE VAK‘ASI) Edirne’ye çağırdı ve tahta geçmesini sağladı. Böylece II. Murad’ın ölümüne kadar (3 Şubat 1451) devleti yine eskisi gibi müdahalesiz bir şekilde idare etti. Mora’nın Türk hâkimiyetine geçmesi bu vezirliği dönemine rastlamakla beraber özellikle II. Kosova Savaşı’nda Eflak prensi olan Drakola’yı müttefiklerinden ayırarak padişahın bu zaferi kazanmasında politik bakımdan önemli rol oynadı.

II. Murad’ın ölümünden sonra Manisa’da bulunan Şehzade Mehmed’e haber gönderip kendisini Edirne’ye davet etti ve yeni padişahın saltanatı teslim almasına kadar arada geçen on altı gün zarfında devlet idaresini büyük bir yetkiyle yürüttü. Şehzade Mehmed’in Edirne’ye gelmesinden sonra ona biat ederek tekrar vezîriâzamlık makamında kalmayı başardı. Bu vezirliği döneminde Karamanoğlu İbrâhim Bey ile vuku bulan savaşlar neticesinde bir anlaşma imzalandı. Yine Macaristan saltanat nâibi Jan Hünyad ile üç yıllık bir barış yapıldı. Sırp elçileriyle dostluk anlaşmaları yenilendi. Bizans sarayında bulunan Şehzade Orhan Çelebi’nin Rumeli tarafında serbest bırakılmaması için Bizans Devleti’ne karşı daha yumuşak bir siyaset takip edildi. Ancak Zağanos Paşa’nın Balıkesir’den Edirne’ye dönmesiyle iki devlet adamı arasındaki çekişme tekrar ortaya çıktı. Yeni padişah II. Mehmed bu arada Filibe’ye bağlı bir köyü mülk* olarak kendisine verip onu taltif etti ve şüphelerini gidermeye çalıştı. Ancak Halil Paşa geçmişi hatırlayarak devamlı bir endişe içinde bulunuyordu. Bununla beraber İstanbul’un fethi için yapılan hazırlıklar sırasında gerek Rumelihisarı’nın inşasında, gerekse top dökümünün sağlanmasında önemli hizmetlerde bulundu. Zağanos Paşa ile aralarında ihtilâf bulunmasına rağmen İstanbul muhasarasında padişahın yanında yer aldı. Fakat II. Murad zamanında Varna Savaşı’ndan önceki günleri ve II. Kosova Savaşı’nın tehlikeli anlarını yakından bildiği için yeni bir Haçlı ittifakına sebep olabilecek İstanbul kuşatmasından endişe duyuyor ve bazı şartlar içinde zaman zaman kuşatmanın kaldırılması teklifinde bulunuyordu. Fakat II. Mehmed, vezîriâzamının düşünceleri hilâfına, Zağanos Paşa’nın tekliflerini destekleyen Molla Gürânî ile Akşemseddin’in tavsiyelerine uyarak İstanbul muhasarasına devam etti. Nihayet 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’un fethinden hemen sonra, rüşvet aldığı şeklindeki söylentiler ve hakkında çıkarılan bazı tertipli sözler bahane edilerek, tahttan indirilmesine sebep olduğu için kendisine karşı husumet duyan II. Mehmed tarafından 30 Mayıs 1453’te azledildi ve çocuklarıyla birlikte tevkif olundu. Daha sonra çocukları serbest bırakıldıysa da kendisi kırk gün sonra Edirne veya İstanbul zindanında idam edildi. Devlet tarafından müsadere edilen malları Sultan II. Bayezid devrinde çocuklarına geri verildi.

Çandarlı Halil Paşa’nın Ahmed, Yûsuf, Mehmed, Süleyman, Mustafa ve İbrâhim adında altı oğlu ile iki kızı vardı. Çocuklarının bir kısmı sağlığında öldü. Kabri sonradan oğlu İbrâhim Paşa tarafından İznik’te Yeniçarşı caddesinde bulunan türbesine nakledildi. Türbesinin karşısında bulunan imaretiyle mescidinden bugün hiçbir iz kalmamıştır. Ege’de Çandarlı Körfezi ağzındaki kale de Halil Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Ayrıca Serez’de ceddi Kara Halil Hayreddin Paşa Camii’ne çeşitli vakıflar tahsis etmiş, Edirne’de Halil Paşa Hanı diye anılan bir de han yaptırmıştır.

Halil Paşa’nın çok zengin, cömert, devlet idaresinde tedbirli, ihtiyatı elden bırakmayan, tecrübeli ve II. Murad’ın her hususta güvenini kazanmış, müstakil hareket etmeye alışmış bir vezir olduğu söylenmektedir. İznikli şair Hümâmî’nin İranlı Hümâmî’den manzum olarak Türkçe’ye çevirdiği Sî-nâme adlı eser, ayrıca Ebülhayr Ahmed Efendi tarafından tercüme edilen tıpla ilgili Saydele-i Ebû Reyhân adındaki eser Halil Paşa’ya ithaf edilmiştir.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

03 Ara 2018

Bugün sahifemde Siyaset Bilimi yüksek lisansı yapan ve kendisiyle sürekli olarak Türkiye ve dünya meselelerini istişare ettiğimiz, isminin zikredilmesini istemeyecek kadar da mütevazı genç bir ülküdaşımızın, kardeşimizin -inşallah ilerde ilim ve fikir adamı olacak- görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

30 Eki 2018

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 43,96 M - Bugün : 26271