« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Siyasette 1 Nisan'ı bekleyenler

Servet Avcı, 09 Ara 2018

SONRAKİ HABER

ÇALDIRAN SAVAŞI

MUSTAFA ÇETİN VARLIK, 09 Tem 2018

09 Tem

2018

RÂŞİD MEHMED EFENDİ (ö. 1148/1735)

FATİH GÜNAY 01 Ocak 1970

Osmanlı vak‘anüvisi, şair ve münşî.

İstanbul’da 1670 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Babası Bursa kadılarından Malatyalı Mustafa Efendi’dir. İyi bir eğitim gördü. Medrese tahsilinden sonra Şeyhülislâm Ebûsaidzâde Feyzullah Efendi’den 22-23 yaşında iken mülâzım oldu. III. Ahmed’in tahta çıktığı yıl (1115/1703) hâriç medresesine girecek adayların imtihanla seçimi sırasında Râşid Efendi hizmet yılının az olması yüzünden imtihana giremedi (Târih, III, 119). Ertesi yıl açılan ruûs imtihanını kazanarak Şeyhülislâm Paşmakçızâde Ali Efendi tarafından ibtidâ-i hâric rütbesiyle Hacı İlyas Medresesi’ne tayin edildi. Üç yıl sonra hareket-i hâric rütbesiyle Ambar Gazi Medresesi’ne, 1123’te (1711) ibtidâ-i dâhil rütbesiyle Halil Paşa Medresesi’ne geçti.

Sadrazam Damad / Şehid Ali Paşa tarafından 1126 (1714) yılı başlarında vak‘anüvislik görevi verilen Râşid Mehmed Efendi’ye III. Ahmed’in tahta geçmesinden itibaren olayları yazması emredildi. Aynı yılın şâbanında (Ağustos 1714) hareket-i dâhil rütbesiyle Hadım Hasan Paşa Medresesi’nde görevlendirildi. Bu arada kendisine yapılan nişancılık teklifini rahatsızlığı sebebiyle kabul etmedi. Vak‘anüvis sıfatıyla katıldığı Mora seferinde yarımadanın fethi münasebetiyle bir fetihnâme kaleme aldı. Sefer dönüşü Sahn-ı Semân müderrisliğine yükseltilen Râşid Efendi 1128 (1716) yılındaki Varadin seferine de katıldı. O yılın receb ayında ibtidâ-i altmışlı rütbesiyle Hânkah-ı Ka‘riye Medresesi’ne terfi ettirildi. Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında da (1130/1718) vak‘anüvislik görevinde kaldı, onun emriyle vekayi‘nâmesini Naîmâ’nın bıraktığı yerden başlattı. 1130 Şevvalinde (Eylül 1718) hareket-i altmışlı rütbesiyle Bayram Paşa Medresesi’ne tayin edildi; iki yıl sonra da Büyük Ayasofya Medresesi’ne nakledildi. Bu sırada askerî kassâmlık, 1135’te (1723) İstanbul ruûsunun sonuncu rütbesi olan Süleymaniye müderrisliği ve bunun yanı sıra Haremeyn müfettişliği görevleri verildi. Böylece medresenin bütün aşamalarını tamamladı ve 1135 Ramazanında (Haziran 1723) Edirne pâyesiyle Halep kadılığına gönderildi. Vak‘anüvisliğe de Çelebizâde Âsım Efendi getirildi. Halep’e hemen gidemeyen Râşid Mehmed Efendi, kadılık başkâtibi Gürânî Ahmed Efendi’ye mektup göndererek işleri vekâleten yürütmesini istedi. Kendisi ancak 18 Zilkade’de (20 Ağustos) Halep’e vardı. 1 Rebîülevvel 1137 (18 Kasım 1724) tarihinde bu görevden ayrıldı.

İran’la Osmanlı Devleti arasındaki münasebetlerin bozulmaya yüz tutması üzerine İran Hükümdarı Eşref Şah nezdine elçi olarak yollandı. İbrâhim Paşa tarafından İran şahına gönderilecek mektubu bizzat kaleme almıştı. Bu arada kendisine Mekke pâyesi verildi, ayrıca rütbesi seyfiyeye çevrilerek Rumeli beylerbeyiliği pâyesi tevcih edildi (7 Zilhicce 1140 / 15 Temmuz 1728). İsfahan’da elçilik vazifesini yerine getirip İstanbul’a dönünce tekrar ilmiye sınıfına alındı. Bu sırada İstanbul’da kıtlık baş göstermiş, kıtlığın sebebi de o zamanlar İstanbul kadısı olan Zülâlî Hasan Efendi’nin uğursuzluğuna bağlanmıştı. Zülâlî Hasan Efendi görevine sekiz ay daha devam ettikten sonra bu dedikodular vezirlerin de emellerine uygun düştüğünden İstanbul kadılığından alındı ve yerine Râşid Mehmed Efendi getirildi (10 Zilhicce 1141 / 7 Temmuz 1729). İstanbul kadılığı III. Ahmed devrindeki son görevi oldu ve 1 Muharrem 1143 (17 Temmuz 1730) tarihinde azledildi.

1143 (1730) yılında patlak veren Patrona İsyanı’nda Damad İbrâhim Paşa öldürüldü ve III. Ahmed tahttan indirildi. Birçok devlet adamı, edip, şair ve sanatkâr gibi Râşid Mehmed de bu hadiselerden olumsuz etkilendi; İstanköy adasına sürüldüyse de birkaç gün sonra affedildi. Ancak 21 Şevval 1143 (29 Nisan 1731) tarihinde önce Bursa’ya, ardından Limni adasına sürüldü. Üç yıllık sürgün hayatının son yılını Bursa’da geçirdi, 1146’da (1733-34) Üsküdar’daki yalısında oturmak şartıyla İstanbul’a dönmesine izin verildi. Patrona Halil ve adamlarının ortadan kaldırılması üzerine tekrar göreve başladı ve Pîrîzâde Mehmed Sâhib Efendi’nin ardından Anadolu kazaskerliğine getirildi (6 Rebîülevvel 1147 / 6 Ağustos 1734). Bu görevde bir yıl kalabildi. 18 Safer 1148 (10 Temmuz 1735) tarihinde vefat etti. İstanbul’da Zincirlikuyu’da, oğlu İbrâhim Edhem Efendi’nin konağı civarındaki kayınpederi İdris Efendi’nin hazîresine (Karagümrük caddesi) ve onun kabri yakınına defnedildi. Mezar taşındaki, “Ola Râşid Efendi’nin mekânı evc-i illiyyîn” mısraı ebced hesabıyla ölüm tarihini verir. Çağdaşlarınca şiir ve inşadaki gücüyle anılan Râşid Efendi daha çok tarihçi kimliğiyle tanınır.

Râşid Mehmed Efendi, Lâle Devri’nde Sâdâbâd gibi yerlerde yapılan eğlencelere katılmış ve şiirlerini bu ortamda yazmıştır. Topkapı Sarayı’ndaki olayları yakından takip etmiş, sultan düğünlerine, ziyafetlere, saz ve helva meclislerine şahit olmuş, bu olayları özellikle tarih manzumelerinde kaydetmiştir. Şiirlerinde hikemî tarz hâkimdir. İnsanın aklını hedef alan, ideal duygu, düşünce, inanç gibi konularda şiirler yazmıştır. Şiirlerinde coşkun bir lirizm göze çarpar. Darbımesel niteliğindeki hikemî ifadeleri sıkça kullandığı görülür. Şiir anlayışının şekillenmesinde Nâbî ve Sâib’in önemli etkileri vardır. Söz onun için bir “nâdire”dir. Şiirde neşe dolu tabirlerin olması gerektiğini belirtir. Bunun yanında lafız ve mâna hakkındaki düşüncelerini, sözün bir kalıp olduğunu, anlamın buna ruh verdiğini söyler. Gazellerinde rindâne bir anlayış sergiler. Söyleyişlerinde sebk-i Hindî akımının ağır, külfetli anlatım ve zincirleme tamlamalarına rastlanır. Bazı manzumelerinde Farsça kelimelerin çokluğu dikkati çeker.

Eserleri. 1. Sıhhatâbâd (Sıhhatnâme). Sultan III. Ahmed’in geçirdiği ağır bir hastalıktan kurtulması üzerine mesnevi tarzında yazılıp kendisine sunulmuştur. Yaklaşık 1500 beyitten oluşan eserin İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 2891) ve Topkapı Sarayı Müzesi (Revan Köşkü, nr. 826) kütüphanelerinde nüshaları vardır. 2. Münşeât. Râşid Efendi’nin bütün mektuplarını toplayan bir külliyat mevcut olmayıp ayrı zamanlara ait iki mecmuası bilinmektedir. Bunlardan biri, büyük kısmı Halep kadılığı sırasında İstanbul’a veya kadılığına bağlı nâiblere yazdığı altmış mektuptan oluşur. Diğeri ise İran elçiliği sırasında kaleme aldığı mektupları ihtiva eder (bk. Baysun, IX [1951], s. 145-150). 3. Fetihnâme. Râşid Efendi, 1127 (1715) Mora zaferi dolayısıyla yazdığı elliye yakın fetihnâmenin taşradaki görevlilere ve komşu ülkelere gönderildiğini bildirmişse de (Târih, IV, 170) bunlardan yalnız ikisi tesbit edilebilmiştir. 4. Vakfiyeler. Aynı zamanda iyi bir hattat olan Râşid Efendi, III. Ahmed Kütüphanesi, Nevşehirli İbrâhim Paşa’nın Şehzadebaşı İmareti ile Nevşehir İmareti vakfiyelerini kaleme almıştır. 5. Târih. Râşid Efendi’nin vak‘anüvisliği döneminde (1126-1135/1714-1723) kaleme aldığı Vekayi‘nâme’si Naîmâ tarihinin devamı mahiyetinde olup 1071-1134 (1660-1722) yılları arasındaki olayları kapsamaktadır. Esere önce Şehid Ali Paşa’nın emriyle 1115’te (1703) başlamış, ardından Damad İbrâhim Paşa’nın emriyle 1071-1115 (1660-1703) olaylarını da eklemiştir. Halep kadılığına tayini üzerine yerine getirilen Çelebizâde Âsım Efendi onun kaldığı yerden devam etmiştir. Tayin tarihinden önceki elli beş yıllık vukuatı da ihtiva eden eserin başlıca kaynakları Râşid Efendi’nin bizzat gördükleri ve duydukları ile resmî belgeler, vekayi‘nâmeler vb. eserlerdir. Bu sonuncular arasında Naîmâ’nın müsveddeleri, Fındıklılı Silâhdar Mehmed Ağa’nın Zeyl-i Fezleke ve Nusretnâme’si, Kara Mehmed Paşa’nın Viyana (1076/1665), Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Paris (1133/ 1721) ve Dürrî Ahmed Efendi’nin İran (1134/1722) sefâretnâmeleri zikredilmektedir. Vekayi‘nâme’nin 1082-1115 (1671-1703) yıllarına dair ilk iki cildi için hemen hemen aynen Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın Zübde-i Vekayiât’ı kullanılmıştır (nşr. Özcan, neşredenin girişi, s. LXII vd.). Râşid Târihi iki defa basılmıştır (1153, 1282); bunlardan ilki üç, ikincisi beş cilttir. 6. Divan. Türkiye kütüphanelerinde yirmi dört nüshası tesbit edilen divanın yurt dışında da beş nüshası vardır. Şiirlerin sayısı nüshalara göre değişiklik arzetmektedir. Divan nüshaları incelendiğinde otuz kaside, elli altı tarih manzumesi, 264 gazel, on üç beyit, sekiz kıta, bir manzum arz-ı hâl, on bir lugaz, on dokuz matla‘, on bir müfred, on iki rubâî, beş şarkı, bir tahmîs, Mahtûmî Vahîd adlı bir şairin divanı için yazılmış bir manzum takriz ve bir terciibendin bulunduğu görülür. Divanın bazı nüshaları Âtıf Efendi (nr. 2073/1), Edirne İl Halk (Ahmed Bâdî, nr. 2188), İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 414; İbnülemin, nr. 3084), Süleymaniye (Hafîd Efendi, nr. 343), Topkapı Sarayı Müzesi (Hazine, nr. 891) kütüphaneleriyle Millî Kütüphane’de (nr. 190) kayıtlıdır.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

03 Ara 2018

Bugün sahifemde Siyaset Bilimi yüksek lisansı yapan ve kendisiyle sürekli olarak Türkiye ve dünya meselelerini istişare ettiğimiz, isminin zikredilmesini istemeyecek kadar da mütevazı genç bir ülküdaşımızın, kardeşimizin -inşallah ilerde ilim ve fikir adamı olacak- görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

30 Eki 2018

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 43,96 M - Bugün : 27955