« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Sonra kafayı duvardan duvara vurmak yok!

Servet Avcı, 16 Eyl 2018

SONRAKİ HABER

Dananın kuyruğu ilk yerel seçimlerde kopacak...

Orhan Bursalı, 09 Nis 2018

09 Nis

2018

Istakoz sepeti...

Ergin Yıldızoğlu 01 Ocak 1970

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı İlnur Çevik’in: “Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab’a ve Afrin’e girmeyi, insansız hava aracı bile uçuramazdık”... “56 şehidimiz var ama”... saptamalarının yanı sıra bu sayede Türk müteahhitlere açılan yeni olanaklara ilişkin sözleri bana ıstakoz sepetini düşündürttü.
Istakozun sepete, yemlerin cazibesine kapılıp girmesi kolaydır; girdikten sonra yalnızca tek bir yönde ilerleyebilir, yemlere ulaşabilir ama sepetten çıkamaz. Istakoz artık balıkçının malıdır.

Ortadoğu’da genel manzara
Suriye’yi “Istakoz sepeti”, Ortadoğu’yu da deniz olarak düşünebiliriz. Bu denizde, ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle patlayan fırtınanın, sonra “Arap Baharı” “olayının” yarattığı türbülansın içinde birbiriyle rekabet eden iki “balıkçı” grubu şekillendi; Rusya - İran ve Suudi Arabistan - B.A. Emirlikleri - Mısır. Böylece, bölgeye yeni bir aktör girdi, Müslüman dünya Filistin sorunu karşısındaki bütünlüğünü kaybetti. Sünni-Şii düşmanlığı hortladı.
Bu denizde, ABD gemisi, yaklaşık 15 yıldır, adeta sarhoş kaptanların elinde bir oraya bir buraya çarparak, etrafını yakıp yıkarak balıkçıların güvenini yitirdikçe, “balıkçı gruplarının” arasındaki rekabet giderek sertleşti.
Şimdi, Rusya bölgede vazgeçilmez ülke, oyun kurucu olmaya, Suriye’de elde ettiği stratejik kazanımları korumaya çalışıyor. İran, Suriye’deki kazanımlarını, buradan, Irak, Lübnan üzerindeki etkisini arttırmaya, Suudi rejiminin Ortadoğu’da kendisine karşı bir Sünni hegemonyası kurmasını önlemeye, ABD ve Batı’dan gelebilecek olası bir saldırının maliyetini yükseltmeye çalışıyor.
Suudi rejimi de, Şii İran ve Sünni/Selefi Müslüman Kardeşler akımı karşısında korunma kapasitesini arttırmak için ABD ile ilişkilerini, 11 Eylül’den sonra aşınan imajını tamir ederek derinleştirmek istiyor. Muhammed bin Salman’ın (MBS), son ABD ziyaretinde, Trump ve çevresine ek olarak, iki partiden eski başkanlarla, siyasi liderlerle, kültür endüstrisinin, yüksek teknoloji sektörünün seçkinleriyle yaptığı yaygın görüşmeler, TV söyleşileri, 30-40 milyar dolarlık yeni silah siparişleri bu yönde epey yol aldığını gösteriyor. MBS’nin, son dönemde kurulan gizli diplomatik ilişkilere ek olarak, İsrail’e hava sahasını açmak, “var olma hakkını tanımak”, Gazze’deki son olayları görmezden gelmek gibi açılımları da ABD seçkinleri gözündeki imajını parlatıyor.

...ve içinde Türkiye...
Böyle kamplaşmalar, dışında kalan devletler için “uzaktan dengeleme” olanakları yaratırlar. Bu kamplaşma içinde Rusya açısından, Türkiye’yi, NATO’dan, AB’den uzaklaştırmak, hatta kopartmak stratejik bir öneme sahip. İran açısından da komşusu Sünni ülkeyi, Suudi hegemonyasına kaptırmamak, yanına çekmek, Kürt sorununda karşısına almamak, Suriye platformunda, cihatçı muhalefet üzerindeki etkisini sınırlamak kritik bir öneme sahip. Peki AKP Türkiye’si, bu iki kamp karşısında, “uzaktan dengeleme” olanaklarını kullanabiliyor mu? Kullanmak bir yana, kamplaşmanın taraflarının dinamiklerine kapıldığını görüyoruz.
Türkiye’nin, dış ticaret, teknoloji, savunma kaynakları-kurumları bağlamında ABD’yle ve AB’nin merkez ülkeleriyle ilişkileri 1950’lerden bu yana en kırılgan durumda; uzun yıllar iyi ilişkiler içinde olduğu Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail ile kavgalı; bölgede önemli bir “kaldıraç” olabilecek Kürtlerle savaşıyor; Suriye iç savaşı üzerinden büyük bir göçmen, cihatçı militan nüfusu ülkesine girdi. Yenileri de, Rusya ve Suriye rejimi bastırdıkça, ülkesinin sınırlarında birikiyor. AKP rejimi, ülke içinde OHAL ve baskı olmadan yönetemiyor.
AKP rejimi, Türkiye’yi, “Batı”nın, ABD liderliğinde kurulmuş ekonomik ve güvenlik mimarisinden koparıyor. Ancak, Rusya-İran blokuna olan enerji bağımlılığı, İlnur Çevik’in “itirafları”, AKP Türkiye’sinin, ulusal çıkarlarının efendisi, bağımsız, demokratik bir ülke konumuna yükselmek yerine, bir bağımlılık biçiminden, kurumları, kuralları belirsiz bir başkasına geçmekte olduğunu gösteriyor. Kısacası AKP Türkiye’si, ıstakoz sepeti içinde ilerlemeye devam ediyor.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2018

“Nerde o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür, ‘Yürü’ dese dağlar yürür ‘Dur’ dese kalpler dururdu.” Bursa Eğitim Enstitüsü’nde 1968-1980 arasında yükseköğrenim görmüş arkadaşlarımızla bu defa Sivas’ta buluştuk.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 39,82 M - Bugün : 29598