« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ HABER

Santuri Edhem Efendi

1855 – 14.09.1926, 14 Eyl 2020

SONRAKİ HABER

Halit Lemi ATLI (1869-1945)

Nuri Özcan, 23 Kas 2015

23 Kas

2015

ABDULLAH ed-DİHLEVÎ

Süleyman Uludağ 01 Ocak 1970

Abdullah b. Abdillatîf ed-Dihlevî en-Nakşibendî (ö. 1240/1824)

Mutasavvıf, Nakşibendiyye tarikatının Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid-i Bağdâdî’nin şeyhi.

Gulâmu Ali diye de tanınır. 1156’da (1743) Pencap’ta doğdu. Rüyasında gördüğü Hz. Ali, doğacak çocuğuna kendi adını koymasını istediğinden babası ona Ali adını verdi. Büyüme çağına gelince Gulâmu Ali adını aldı. Fakat daha sonra rüyasında Hz. Peygamber’in kendisine “Abdullah” diye hitap etmesi üzerine bu iki isimle tanındı. Dinî ilimleri küçük yaşta öğrenmeye başladı. Daha sonra Delhi’ye giderek Abdülazîz ed-Dihlevî’den Sahîh-i Buhârî okudu. Tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerinde kısa zamanda oldukça ileri bir seviyeye ulaştı. Babası, Kadirî Şeyhi Nâsıruddin’e intisap etmesini istediyse de bu istek gerçekleşmeden şeyh Nâsıruddin ölünce onu bu konuda serbest bıraktı. Nakşibendî şeyhi Cân-ı Cânan Mazhar’a (ö. 1195/1780) yirmi iki yıl hizmet ettikten sonra ondan irşad için mutlak icâzet aldı. Şeyhi bir Şiî tarafından öldürülünce onun yerine geçti ve kısa zamanda büyük bir üne kavuştu. Müridlerinin tasavvufî terbiyesiyle ilgilenmesi yanında günün belli saatlerinde zâviyesinde hadis, fıkıh, tefsir ve tasavvuf dersleri okuttu. Kendisinden feyiz almak için Anadolu, Suriye, Irak, Hicaz, Horasan ve Mâverâünnehir’den ziyaretine gelenler, giderek artmaya başladı. Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolunun kurucusu Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî de, “Hz. Peygamber’den rüyada aldığı emir üzerine”, Hindistan’a giderek şeyhin müridi oldu. Dihlevî, Kasım 1824’te Delhi’deki zâviyesinde vefat etti.

Nakşibendîliğin Müceddidiyye-i Dihleviyye kolunun kurucusu olarak kabul edilen Abdullah ed-Dihlevî, semâa önem vermemekle birlikte Çiştîliğin tesiriyle vecd ve şevk halleri gösterirdi. Kazânî, onun çeşitli risâleleri bulunduğunu söyleyerek Îzâhu’t-tarîka (Süleymaniye Ktp., H. Hüsnü Paşa, nr. 7421) ve Makamât-ı Mazhariyye (İstanbul 1986) adlı iki risâlesini zikreder. Abdullah ed-Dihlevî Makamât-ı Mazhariyye’de şeyhini anlatmış, Abdülganî b. Ebû Saîd de onun hayatı, kerametleri ve halifeleri hakkında Hulâsa-i Cevâhir-i Aleviyye (Makamât-ı Mazhariyye içinde, s. 147-191) adlı bir risâle kaleme almıştır.

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2020

12 Eylül Askeri darbesinden sonra Ülkücüler devlet ile zindanlarda, mahkeme salonlarında ve darağaçlarında yüzleşmek zorunda kalmışlardır. Bu insanlar devlet gibi, dost, baba olarak kutsadıkları müesseselerino yıllardaki yöneticileri (darbeciler) tarafından perişan edilmişlerdir, birçoğugençliklerini yaşayamamış bir büyük sevdaya kapılmanın dışında sevdiklerine, gönül verdiklerine dahi duygularını itiraf edememişlerdir.

Hüdai KUŞ

17 Eyl 2020

M. Metin KAPLAN

24 Haz 2020

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

Ziyaretçi -> Toplam : 67,33 M - Bugün : 29001