« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

Yayına hazırlanan "1980 Öncesi Ülkü Ocakları Başkanları Başbuğ Türkeş'i Anlatıyor" isimli kitabımız için kapak resmi olarak okuyucular yukarıdaki resmi seçmiş bulunuyor; teşekkür ederiz...

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ DESTAN

Alp Er Tunga Destanı

, 26 Ara 2006

SONRAKİ DESTAN

TÜRK DESTANLARI

Prof. Dr. Umay Günay, 07 Haz 2006

12 Eyl

2006

ŞU DESTANI

M.Necati Sepetçioğlu 12 Eylül 2006

Destan Hakkında Bilgi



Destana kahraman olarak adını veren Şu, tahminlere göre M.Ö dördüncü yüzyılda
yaşamıştır. Bir Türk Hakanınıdır.



Destanda Makedonyalı İskender' in, İran üzerinden Asya' ya doğru yürüyüşü
esnasında istila savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü
anlatılmaktadır. Türk boylarının teşekkülü, Türklerin şehir hayatı yaşamaya
başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir istiladan mümkün olduğu kadar can
ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir hakanın kaygıları da
anlatılan destanın en büyük hususiyeti, daha sonraki Türk destanlarında
gelişecek olan ana çizgi ve motifleri işlemesidir.



Zeki Velidi Togan' a göre, destanda mühim bir yer tutan ve destanın alternatifi
olan İskender' in istilasının aslında İskender' le ilgisi yoktur; daha önceki
yüzyıllarda cereyan etmiş bir Aryani istila ile ilgilidir.



Destanın kısa da olsa hülalası Divan-ı lügat-it Türk' de kayıtlıdır.



Destan



Şu kalesi Balasagun yakınlarında, genç bir hakan olan Şu tarafından yapılmış bir
kaleydi, fakat hakanın sarayı Balasagun' da idi. Kalede ve Balasagun' da, o
çağların en güçlü ve en büyük ordusu bulunuyordu. Şehir zengindi. Öyleki, her
gün, Şu Hakanın sarayının önünde, oru beğleri için 365 nöbet vuruldu.



Bu sıralarda, bir adına da Zülkarneyn denilen Makedonya Kralı İskender meşhur
Doğu seferine çıkmış, Ön Asya' dan iran içlerine doğru önüne neresi gelmişse
ordusunu yenmiş ülkesini istila etmekle meşguldü. İskender Semerkand' e kadar
gelmiş burayı da geçip Türklerin yaşadığı ülkelere doğru ilerlemişti.



İskender' in Balasagun' a ve Şu Kalesine doğru yklaşmakta olduğunu, genç Hakan
Şu' nun gözcülerini gelip haber verdiler. Ve dediler ki:



"İskender denilen ve gün batısından kopup gelen bir kral ordusuyla bize
yaklaşmaktadır. Önüne gelen ülkeleri istila etmiştir. Bize ne buyursun?.
Savaşalım mı?."



Genç Hakan, ordu habercilerini dinlemez gibi göründü. Çünkü çok daha önce, en
güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş, Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük
etsin diye göndermişti. Yiğitler kimseye görünmeden, gizlice gidip Hucend
Irmağının kıyılarına yerleştikleri için ordu habercileri durumu bilmiyorlardı ve
getirdikleri haberden, hakanlarının telaş edip yerinden kımıldamadığını
gördükleri için de şaşmışlardı.



Hakan Şu' nun bir havuzu vardı; gümüştendi. Bu işten çok iyi anlayan ustalara
yaptırmıştı. Her yere taşınabilecek şekildeydi. Bunun için Hakan da gümüş
havuzunu, sefere bile çıksa yanına alır, konakladıkları yerlerde içine su
doldurtur, kazlar ve ördekleri su dolu gümüş havuza salar ve onlara oyalanırdı,
eğlenirdi. Kazların ve ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek Hakan' ı
dinlendirir ve bu dinlenişle seferle, milletinin geleceği ile ilgili tasarıları
hazırladı.



Haberciler geldikleri zaman yine gümüş havuzunda yüzen ördeklerle kazları
seyredip dinleniyordu. Habercilerin:



-Nasıl buyurursunuz?. İskender' le savaşalım mı?. diye sorup buyruk beklemeleri
üzerine onları havuza ve havuzda yüzen kazlarla ördekleri gösterdi:



-Görüyor musunuz. Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor, nasıl da dalıp
çıkıyorlar?. dedi.



Haberciler, hakanlarının bu sözünü garip karşıladılar ve ona şüphe ile baktılar.
"Herhalde hakanımızın hiç bir hazırlığı yok ne yapacağını bilmiyor" diye
düşündüler.



Ama o sırada, İskender' de Hucend Irmağını geçmişti.



Vakit gece yarısına geliyordu. Hucend Irmağının kıyılarında gözcülük yapıp
devriye gezen Genç Hakan' ın en güvendiği kırk yiğit yıldırım hızıyla atlanıp Şu
kalesine geldiler ve gece vakti, İskender' in Hucend suyunu geçip Balasagun
istikametinde ilerlemekte olduğunu Şu' ya haber verdiler.



Daha önceki habercilerin haberlerini dinlerken kılı bile kıpırdamayan Hakan Şu,
yiğitlerin sözü üzerine derhal ve gece yarısı göç davulunun çalınmasını emretti.
Davulun çalınmasıyla birlikte ve Doğu' ya doğru hızla yola çıktı.



Bu durum halkı şaşırttı. Hakanın, gündüzün hiç bir hazırlıkta bulunmadan ve hiç
bir hazırlık yapmadan böyle gece vakti göçü başlatması üzerine korktular.
Ellerine ne geçtiyse toplayıp, buldukları ata atlayan millet hakanla birlikte
yola düştü. Sabah olurken, şehirde hemen hemen hiç kimse kalmamıştı; bomboş ve
dümdüz bir ova görünüyordu.



Bütün milletin, Hakan Şu' nun ardından gitmiş olmasına rağmen, gece vakti
binecek hiçbir şey bulamayan yahud da binecek hiçbir şeyi olmayan yirmi iki
kişi, ne ypacağını bilemeden Şu Kalesinde kalmışlardı.



Bu yirmi iki kişi, ne yapacaklarını düşünürken yanlarına iki kişi daha geldi. Bu
iki kişi de yayndı, kap kacakları toplamışlar sırtlarına yüklemişler,
taşıyorlardı. Yorgundular. Fakat pek de duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi
kişi, bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini, kendileri gibi burada kalıp
beklemelerini söylediler. Ayrıca:



-İskender dedikleri her kim ise, burada uzun müddet kalamaz: geldiği gibi geri
dönüp gider. Burası bizim yurdumuz, yine bize kalın, diye ısrar ettiler.



Bu yüzden bu iki kişinin adı (Kalaç) olup kaldı ve bu iki kişiden olan çocukları
ve torunları (Kalacı) adıyla anıldılar. Fakat bu kişi, öteki yirmi iki kişinin
sözlerini dinlemedikleri ve bırakıp gittikleri için İskenderin geldiğini
görmediler.



İskender gelip de, uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce: "Türk manend" dedi.
"Bunlar Türke benziyorlar" demişti. Bu yüzden yirmi iki kişinin aile adı Türkmen
olarak kaldı. Giden iki kişi gittikleri için tamı tamına Türkmen sayılmadılar.
Yirmi dört kabileden yirmi ikisi Türkemn, kalan ikisi Kalkaç diye bilindi.



Bu hadiseler oladursun, öte yandan Şu Hakan, ordusu ve kendisiyle gidenlerle
birlikte Çin sınırına kadar yürümüşlerdi. Çin' e yakın Uygur İline vardıklarında
Şu İskender' i artık karşılayabilecek durumda oluğunu, onu asıl merkezinden çok
uzaklara çektiğini, kendi ırkdaşları arasında bulunduğu için İskender' den daha
kuvvetli bir duruma geldiğini düşündü. Ve bir kısım askerini ayırarak hem de en
gençlerini seçerek İskender' in üzerine yolladı. Veziri, gidenlerin hepsinin
genç olduğunu, tecrübelerinin olmadığını ileri sürdü. Başaramazlarsa sonucun
kötüye varacağını söyledi. Şu Hakan vezirine hak verdi ve yaşlı tecrübeli bir
Subaşını askerleriyle birlikte gönderdi.



Bunlar bir zaman sonra İskender' in gönderdiği öncü birliklerle karşılaştılar.
Türk erleri, İskender' in öncü birliklerine bir gece baskını yaptı. Çok kanlı
bir baskındı bu, ölüm kalım meslesiydi. İskender' in önce birlikleri bozguna
uğradı. Türk erlerinden biri, İskender' in askerlerinden birini bir kılıçta
ikiye bölmüş, askerin kemerine bağladığı altın dolu bir kemer parçalanarak
içindeki altınlar yere saçılmış ve İskender' in askerinin kanıyla bulanmıştı.
Ertesi sabah güneş ışıkları bu kanlı altınları parıldattı. Bunu gören Türk
erleri birbirlerine bakıp "Altın kan!." diye bağrıştılar. O günden bu yana, bu
baskının yapıldığı yere yakın bulunan bir dağın adı Altun Han dağı olu ve öyle
söylenip geldi.



Baskından sonra Şu Hakan ile İskender bir daha savaşmadılar, barış yaptılar.
barışın sonu her iki taraf için de iyi neticeler verdi. Birbiri ardınca şehirler
yapılaya başlandı. Uygurlar ve öteki Türk kavimleri şehirlere yerleştiler. Şu
Hakan da Balasagun' a döndü. Şu kalesini tahkim etti ve şehir halinde
geliştirdi. Bütün bunları yaptıktan sonra da şehre bir de tıslım koydu. Bu
tıslım öyle bir tıslımdı ki her yanda duyuldu. Leylekler bu şehre kadar
geldikleri zaman tıslım yüzünden daha öteye geçemediler, şehri aşamadılar.

KAYNAK: Türk Destanları

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

09 Ara 2019

Bu soruya ilk cevabı Prof. Dr. Muharrem Ergin’den aktaralım: Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

16 Eki 2019

Nurullah KAPLAN

02 Tem 2019

M. Metin KAPLAN

23 Eyl 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 56,94 M - Bugün : 364