« Ana Sayfa »      « Bize Yazın »      « İlkelerimiz »

BAŞBUĞ TÜRKEŞ

ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ

İrfan YÜCEL

Alparslan TÜRKEŞ

Alparslan TÜRKEŞ

Seyid Ahmed ARVASÎ

Ayhan TUĞCUGİL

M. Metin KAPLAN

Namık Kemal ZEYBEK

Prof. Dr. İBRAHİM TELLİOĞLU

ÖNCEKİ YAZI

Fail tamam olay eksik

Enis BERBEROĞLU, 09 Tem 2008

SONRAKİ YAZI

Kafam çok karışık!

Cüneyt ÜLSEVER, 09 Tem 2008

09 Tem

2008

Mümkün mü doğru mu?

Mahir KAYNAK 09 Temmuz 2008

Yapılması mümkün olan, kendi açınızdan haklı olduğunuz bir şeyi yapmak her zaman doğru olmayabilir. Türban yasası, cumhurbaşkanlığı seçiminde izlenen yol bu kriterlere uygundu ama yanlıştı. Eğer bu konularda farklı bir yol izlenseydi bugün bir darbe tartışmasının içinde olmazdık.

Kürt sorununu sadece ayrılıkçı bir hareket olarak görmeyip temeldeki aksaklıkları gidermek için bir fırsat saysaydık bugün bizi her yönden bağlayan bir sorunla karşılaşmazdık. Üstelik ödediğimiz bedeller hem bölge hem de ülkemiz açısından büyük bir sıçramayı gerçekleştirmek için kullanılabilirdi.

Geçmişi eleştirmek kaybedilenleri geriye getirmez ama bizi yeni yanlışlıklar yapmaktan alıkoyabilir. Bugün yaşadığımız süreç bir hesaplaşma fırsatı sayılmamalı, var olan dinamikler kendi içimizde bir çatışma sebebi olmaktan çıkarılıp aynı yönde ve ülkenin geleceğini inşa etmek için kullanılmalıdır.

Ulusalcı cephe sorunu ideolojiye indirgeyerek ciddi bir hata yapmaktadır. Eğer bu hareketi yöneten bir lider olsaydım bugün yönetimde olmanın ülkenin çıkarlarına ters düşeceğini görür ve düşüncelerimden vazgeçmeden sadece ülkenin ihtiyaç halinde kullanabileceği bir yedek güç konumunda olmayı seçerdim. Çünkü ulusalcı bir iktidar ayrılıkçı eğilimleri körüklemek için kullanılabilir ve bizim ulusalcılığımız başka bir ulusalcılık için bir gerekçe haline gelebilirdi.

Eğer iktidarda olsaydım ulusalcı cepheyi hasım saymadığımı, iki tarafın farklı olmasının bir zaaf olmadığını, farklı bir konjonktürde ön planda olmalarının gerekeceğini düşünürdüm.

Ne zaman ülkeyi yönetenlerin yerinde olsam ne yaparım diye düşünsem somut bir kişilik olmaktan çıkıp soyut bir varlığa dönüştüğümü görürüm. Artık beni sınırlayan hiçbir önyargım kalmaz ama kişiliksiz bir siyasetçinin ülkeyi yönetmeyeceğini bildiğim için farklı bir politika izlemek zorunda kaldığım zaman görevi diğer bir aktöre bırakmayı düşünürüm. Yani ülkeyi yönetenle yedekte bekleyenin tek vücutta iki ruh gibi olması gerektiğini hayal ederim.

Siyasetçilerin yadırgadığım yanı başarıya odaklanmış olmaları. Siyaseti ticaret gibi algılıyor ve nasıl tüccar çok para kazandığı zaman doğru yaptığını düşünüyorsa o da kendisini ön plana çıkaran, partisini iktidar yapan eylemlerin doğru olduğunu sanıyor.Oysa siyasetçi diğerlerinden farklı olarak kazanan değil kazandıran olmalıdır. En büyük siyasetçi özel hayatı bir harabeye dönüşen ama arkasında güçlü bir düşünce, bu düşünceyi temsil eden ve uygulamaya koyan bir ülke bırakandır.

Her ülkenin değerinin bir sınırı vardır. ABD’nin sınırı Irak’taki masum insanların maruz kaldığı acımasızlık, bizim sınırımız ülkemizi kurtarmak için yaptığımızı söylediğimiz kanunsuzluklar, yolsuzluklar, parayı en büyük değer yapan anlayışımızdır. Bir ülkenin var olmaya devam etmesi için onun insanlık açısından üstün değerlere sahip olması, mutluluğunu güzelliklerde arayan bir halk yaratabilmesidir. İnsanlık bunu arıyor ve bulanlar mutlaka misyonlarını sürdürmek imkanına sahip olacaktır

HARBİDEN
Efendi BARUTCU

18 Eyl 2018

“Nerde o yiğitler ki gür Sesleri ülkeyi bürür, ‘Yürü’ dese dağlar yürür ‘Dur’ dese kalpler dururdu.” Bursa Eğitim Enstitüsü’nde 1968-1980 arasında yükseköğrenim görmüş arkadaşlarımızla bu defa Sivas’ta buluştuk.

Yusuf Yılmaz ARAÇ

12 Eyl 2018

Nurullah KAPLAN

22 Haz 2018

M. Metin KAPLAN

13 Şub 2018

Ziyaretçi -> Toplam : 39,82 M - Bugün : 29450