Giriş Sayfası Yap | Sık Kullanılanlara Ekle Bize Yazın | İlkelerimiz 

ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ

Ülkücülük; Müslüman ve Dokuz Işıkçı Milliyetçiliktir...

 « Ana Sayfa »   « Tüm Yazılar »   « Yazarlar »   « Kitaplar »   « Foto Galeri »   « Video Galeri »   « Bağlantılar » 

"...Şehitlere ölüler demeyin. Bilakis Onlar diridirler..." Bakara-154

26 Ekim 2014
Pazar

 KİTAPLAR
KUR'AN-KERİM MEALİ
ELMALILI HAMDİ YAZIR MEÂLİ
PEYGAMBERİMİZİN HAYATI
İrfan YÜCEL
9 IŞIK
Alparslan TÜRKEŞ
9 IŞIK VE TÜRKİYE
Alparslan TÜRKEŞ
TÜRK İSLAM ÜLKÜSÜ
Seyid Ahmed ARVASÎ
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ FİKİR SİSTEMİ (TÜM KİTAP)
Ayhan TUĞCUGİL
ÜLKÜCÜ DÜNYA GÖRÜŞÜ
M. Metin KAPLAN
ÜLKÜ YOLU
Namık Kemal ZEYBEK

ÖNCEKİ HABER

Bir Kemal Yalçın Geldi, Geçti!

Ramazan Çağlar, 20 Eki 2014

SONRAKİ HABER

Ahmet Hamdi Tanpınar ( 23.06.1901)- (24.01.1962)

, 21 Oca 2009

21 Oca

2009

Ahmet Hamdi Tanpınar: Edebi Kişiliği ve Öykücülüğü

Ahmet Hamdi Tanpınar, altmış bir senelik yaşamında, okurlarının karşısına şair, roman ve öykü yazarı kimlikleriyle çıkmıştır. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet Dönemleriyle beslenen yaşamsal zenginliği O'nu Cumhuriyet Dönemi'nin önemli isimlerinden biri yapmıştır. Ayrıca, bu zenginlik O'na "Doğu ile Batı, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurma, hem Doğu hem de Batı kültürünün etkilerini yansıtan yapıtlar" üretme olanağı tanımıştır (Ana Britanica 382). Buradan yola çıkarak Tanpınar öykücülüğünün altında yatan felsefeyi şu şekilde açıklayabiliriz: yazar, iki ayrı kültürü sentezleyerek bunu eserlerindeki kurgu üzerine oturtmuştur.Yinede bu sentez içinde , yazarın düşünce akışının durağan kalıplar içinde kaldığını söylemek pek de mümkün olmaz. Diğer bir deyişle, "Tanpınar, Türk mantık ve ahlakçılığından Batılı akılcılığa geçer. Kesin sonuçlara varıp katılaşmaktansa, aramayı, düşünmeyi, sezmeyi seven çok renkli bir yazardır" (Karaalioğlu 537).

Tanpınar'ı değerlendirirken Türk öykücülüğüne hangi yönden katkıda bulunduğu, yaşam felsefesi doğrultusunda geliştirmiş olduğu tekniği, ve içinde varolduğu zaman göz önüne alındığında Doğu-Batı ikilemine nasıl yaklaştığı, bu yaklaşımı eserlerinde ve dil kullanımında nasıl yansıttığı sorgulanabilir.

Selim İleri'ye göre Tanpınar'ın öykücülüğünü iki evrede incelemek mümkündür: i) 1943'te yayınlanan Abdullah Efendi'nin Rüyaları ilk evreyi oluşturur. Bu ilk öykü kitabıyla Tanpınar "öykücülügümüzde kişisel kargaşanın, kişilik yanılsamalarının, yaşamı gerçekligi dışında da algılamanın çok başarılı örneklerini verir." (Ileri 15). Bu kitaptaki öyküler güç öykülerdir aslında; genel çizgiyi, kişilerin duygusal çöküntüleri ve kendi benliklerine sığınarak yaşamdan belki de kaçmaları oluşturmaktadır. Tanpınar'ın ilk öyküleri göz önüne alındığında, öykülerin Türk öykücülüğüne kazandırdığı yapı ve konu özelliklerine hem olumlu hem de olumsuz eleştiride bulunmak mümkün olmaktadır. Öncelikle denilebilir ki bu öyküler, bir öykücü olarak Tanpınar'in "dünyaya bakışında ilerici bir tutumu savunmaz, kişisel kalmanın savunmasına girişir." (Ileri 15). Yinede, Ileri'nin sözleriyle aktarırsak, diyebiliriz ki "öykü okurunu köklü bir ekin birikimiyle donatır." (Ileri 15).Tanpınar'ın öykücülük yaşamının ikinci evresini oluşturan Yaz Yağmuru kitabı ise "Tanpınar'ın ilk yapıtında belirsiz bıraktığı ruhsal çatışmaları daha somut düzeyde işler." (İleri 15). Bu aşamada öyküler yine güç ve gizemlidir ama okuyucu gizemli olanı somut gerçeklikle bütünleştirebilir. Sonuç olarak Tanpınar'ın ikinci aşamasında dili, kurguyu ve içeriği daha bütünlüklü bir şekilde toplamayı başarıp okuyucusuna sunduğunu söyleyebiliriz.

Tanpınar öykücülüğünü belirgin kılan özellikleri "dili, öykü konuları ve öykü kişileri" olarak üç ana grupta toplamak mümkündür.

Yazar, öykülerinde "seçkin, çeşitli mecazlarla, düşüncelerle, soyut sözcüklere geniş yer veren kendine özgü zengin bir cümle yapısı" kullanmaktadir; "şiir dili ile nesir dili arasında kesin bir ayrılık görülmemektedir" (Karaalioglu 537). Bunun yanı sıra, Tanpınar dil anlayışını da şu sözlerle dile getirmektedir: "dil ve dille üretilen eserler dilin içinde geliştiği milliyet ruhuyla yakın alakalıdır" (Karaalioglu 537).

Tanpınar'ın öykülerinde yoğun olarak işlenen kavramlardan biri de 'zaman' dır. 'Zaman' ı değişik boyutlarıyla kavrama ve bunu kurgu yoluyla açıklama arzusu öykülerin genelinde sezilmektedir. Bunu Tanpınar'ın genel bir özelliği olarak yorumlayan Gürsel Aytaç ise şöyle demektedir:

"Bursa'da Zaman" şairi ve "Huzur" romanının yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar, 20. yy. Avrupa Edebiyatı'nın ortak problemi sayılan "zaman" kavramıyla hem konu hem de anlatım tekniği bakımından ilgilendiğini göstermiştir. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" (1954) adlı romanda modern çağın, insanı saate tutsak eden yaşama temposu başta olmak üzere toplum mekanizmasının çeşitli unsurlarını hicivci bir bakış açısından ele alır (142)

O'na göre zaman bir bütün değildir; bilinçle bilinçaltının çatışmasıdır yalnızca (İleri 15). İşte bu yüzden Tanpınar'ın kimi öykülerinde, "sanrının, karabasancıl bir dünyanın ağırlığını" duyarız (İleri 15).

Zaman temasını irdelerken Tanpınar'ın bilinç-bilinçaltı çatışmasını ince bir duyarlılıkla işlediğini belirtmiştik. Bununla yakın bağlantılı olarak, bu çatışmaların öznesi olan öykü kişilerinin "geçmişlerindeki kimi olayların etkisiyle us güçleri dış dünya ile uyumlarını yitirmiş, yaşamları karabasanların, korkulu düşlerin kuyularına yuvarlanan" insanlar olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz (Kurdakul 629).

Yirminci yüzyılda Uşaklıgil'in "usta hikaye örnekleriyle" başlayıp devam eden modern ve çağdaş Türk hikayeciliğinin çok geniş bir yelpazeye sahip olduğunu görürüz: Anadolu gerçeklerini yansıtan Kurtuluş Savaşı hikayeleri, yurt sorunlarıyla insanları keşfe çıkan Yeni Gerçekçi hikayeleri, masalsı hikayeler, vb. Bunların arasında, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "psikolojik derinliklere, mariz kişilerin iç dünyalarına önem veren hikayeleri azınlıkta" kalmaktadır (Mutluay 532-533). Yinede Tanpınar'ı bu geniş yelpazede özgün bir yere koyabiliriz. Fakat bunun için yazarın, öykülerini nasıl kurguladığını ve Tanpınar biçemini ortaya çıkaran dili nasıl kullandığını incelememiz gerekir



Geri sayım sen doğduğunda başladı ! Eğer ( 9 ) canlı bile olsaydın en fazla ( 8 ) kez kaçabilirdin Ölümden ! Bil ki ( 7 ) Düvele sultan dahi olsan yerin ( 6 ) Mekan olacak sana. En fazla ( 5 ) Metre kumaş götürebileceksin ! Kapatacaksın ( 4 ) açsanda gözlerini ! Bu ( 3 ) günlük fani dünyada Azraile ( 2 ) kat olup yalvarsanda nafile EceL geldiğinde ( 1 ) gün öleceksin ! İşte, o an herşey ( 0 ) dan başlayacak. Çünkü,





ÖLÜM BİR YOK OLUŞ DEĞİL,YENİDEN DOĞUŞTUR







BİR ADIN KALMALI



bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet



sen say ki

ben hiç ağlamadım

hiç ateşe tutmadım yüreğimi

geceleri, koynuma almadım ihaneti

ve say ki

bütün şiirler gözlerini

bütün şarkılar saçlarını söylemedi

hele nihavent

hele buselik hiç geçmedi fikrimden

ve hiç gitmedi

bir topak kan gibi adın

içimin nehirlerinden

evet yangın

evet salaş yalvarmanın korkusunda talan

evet kaybetmenin o zehirli buğusu

evet isyan

evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

bu sevda biraz nadan

biraz da hıçkırık tadı

pencere önü menekşelerinde her akşam



dağlar sonra oynadı yerinden

ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

sen say ki

yerin dibine geçti

geçmeyesi sevdam

ve ben seni sevdiğim zaman

bu şehre yağmurlar yağdı

yani ben seni sevdiğim zaman

ayrılık kurşun kadar ağır

gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın

yine de bir adın kalmalı geriye

bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

aynaların ardında sır

yalnızlığın peşinde kuvvet

evet nihayet

bir adın kalmalı geriye

bir de o kahreden gurbet

beni affet

kaybetmek için erken, sevmek için çok geç





Ahmet Hamdi TANPINAR







NE İÇİNDEYİM ZAMANIN



Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre geniş bir ânın

Parçalanmış akışında,



Bir garip rûya rengiyle

Uyumuş gibi her şekil,

Rûzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.



Başım sükûtu öğüten

Uçsuz, bucaksız değirmen;

İçim muradıma ermiş

Abasız, postsuz bir derviş;



Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.



Ahmet Hamdi TANPINAR





23 Haziran 1901’de Istanbul’da dogdu. Baytar mektebini birakarak girdigi Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Egitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi’nde edebiyat ögretmenligi yapti, ayni akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi. 1939’da Istanbul Üniversitesi’ne Yeni Türk Edebiyati Profesörü olarak atandi. Maras Milletvekili olarak 1942-1946 yillarinda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulundu. Bir süre Milli Egitim Müfettisligi yapti ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalistiktan sonra 1949 yilinda Istanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyati Bölümü’ne yeniden döndü. Bu görevde iken 24 Ocak 1962’de Istanbul’da öldü.







BURSA`DA ZAMAN



Bursa`da bir eski cami avlusu,

Mermer sadirvanda sakirdiyan su.

Orhan zamanindan kalma bir duvar...

Onunla bir yasta ihtiyar cinar,

Eliyor dört yana sakin bir günü;

Bir rüyadan artakalmanin hüzünü

Icinde, gülüyor bana derinden,

Sanki bir hatira serinliginden,

Ovanin yesili, gögün mavisi,

Ve mimarilerin en ilahisi...



Bir zafer müjdesi burda her isim,

Yekpare bir anda gün, saat, mevsim,

Yasiyor sihrini gecmis zamanin,

Hala bu taslarda gülen rüyanin,

Güvercin bakisli sessizlik bile

Cinliyor bu gecmis zaman vehmiyle.

Gümüslü bir fecrin zafer aynasi,

Muradiye, sabrin aci mehvasi,

Ömrümün timsali beyaz nilüfer,

Türbeler, camiler, eski bahceler.

Sanli menkibesi binlerce erin,

Sesi arsa cikan hengamelerin

Nakleder yadini gelen gecene...

Bu hayalde uyur Bursa her gece:

Her sabah onunla uyanir, güler

Gümüs aydinlikta serviler güller

Serin hulyasiyle cesmelerinin;

Basindayim sanki bir mucizenin

Su sesi ve kanat sakirtisindan,

Billur bir avize Bursa`da zaman.



Yesli türbesini gezdik dün aksam;

Duyduk bir mü* gibi zamandan.

Cinilere sinmis Kur`an sesini;

Fetih günlerinin saf nes`esini,

Aydinlanir gördüm tebessümünle...

Isterdim bu eski yerde seninle

Bas-basa uyumak son uykumuzu

Bu sükün icinde... Ve ufkumuzu,

Cepcevre kaplasin bu ziya, bu renk,

Havayi doldursun uhrevi ahenk.

Bir ilah uykusu olur elbette

Ölüm bu tilsimli ebediyette,

Belki de rüyasi eski cedlerin,

Beyaz bahcesinde su seslerinin.



--------------------------------------------------------------------------------



YAGMUR



Uyu! gözlerinde renksiz bir perde,

Bir parca uzaklas kederlerinden

Bir ruh gülümsüyor gibi derinden.

Meh-tabin ördügü saatler nerde?



Yarsin bahcelerde rüzgar gezinsin,

Yagmur ince ince topraga sinsin,

Bir baska alemden gelmis gibisin,

Dalmis gözlerinle pencerelerde.



--------------------------------------------------------------------------------



BIR GÜN ICADIYE`DE



Bir gün Icadiye`de veya Sultantepe`de,

Bir beste kanatlanir, birden oldugun yerde

Bir kainat acilir, genis, sonsuz, büyülü,

Bu günün rüzgarinda yikanan mazi gülü

Dagilir yaprak yaprak hayalindeki suya

Bir baska gözle bakarsin ömür denen uykuya.



Belki en hulyalisi duydugun masallarin

O safak saltanati korularda dallarin

Her ufku tek basina bekleyen eski camlar

Bir sir gibi ömründen sizdirilmis aksamlar,

Ardicla kestanenin her yillik macerasi

Harap mezarliklarda ölülerin duasi

Gelir ve tekrar dogar ölmüs sandigin aska

Anlarsin ölüm yoktur gecen zamandan baska.



--------------------------------------------------------------------------------



ESIK



Bu yekpare akis, durgun, derinden...

Her aynada yalniz kendi görünen

Bu yüz ve sifasiz yüzü esyanin

Kendi cevherinde mahpus bir anin

Dagittigi dünya hep yaprak yaprak,

Dalgin, unutulmus sesleri uzak

Bir uykudan bana tekrar dönenler,

Icimde, disimda hep ayni cember.

Bin elmas parilti oyun ve halka

Kücük ve hic degismez dalgalarla

Bende bana mechul aksamlar yoklar.

Gülen ve gömülen gölge ufuklar

Acayip davetlerin rüzgarinda

Her lahza yine kendi sularinda...



Uzakta, aya cok yakin bir yerede,

Cilgin ve muhtesem harabelerde,

Büyük sukutlarin firtinasi var.

Mermer duvarlarda kirilmis sazlar,

Cok genc ucusunda ve hangi hasin

Yildiza gülerek carptigi icin

Alninda bir siyah nokta geceden

Kovulanlar isik bahcelerinden,

Bu ciplak, ümisiz ve saf duada.

Ve bir kadin beyaz, sakin büyülü

Gögsünde kaniyan bir zaman gülü

Mahzun bakislarla dinler derinde

Olup olmamanin esiklerinde

Garip telasini binlerce fecrin

Ocaginda nezir güvercinlerin

Hülyam o kivilcim ve kül yagmuru

Cirpinir bu beyaz mahsere dogru.

Ey hic sasmayan göz, büyük büyük atmaca

Gölgesi günesin üstünde ucan

Disi kuyrugunda ebedi yilan,

Ve üstüste rüya.

Bir ses yavasca,

Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin

Zümrüt usaresi maviliklerin

Sularin üstünde arar kendini

Yoklar, ömrün bütün sahillerini

Cizgiler silinir, ufuk bir beyaz

Cin Kasesi olur, toprak, yosun, saz

Hep birden tutusur, narin kemerler

Alevden sütunlar, altin mücevher,

Ah bu cilgin yagma.. Orman catirdar

Ve ciplak aynasi ufkun tekrarlar

Büyük masalini aydinliklarin



El ele bir oyun bugün ve yarin

Bütün pinarlara kostum cevap yok

Tekrar bana döndü her attigim ok

Her ciglik önümde tutustu yandi

Tahtayi kurt oydu, tas yosunlandi,

Yabani otlarla örtülü duvar...

Ilhamli cehresi hilkatin sular

Kac kere degisti önümde böyle,

Birbiri ardinca gün ve mevsimle...

Ve kac kere bahar güldü derinde

Güllerin kanayan bekaretinde

Taze gülüsüyle topragin suyun...



Tilsimli kadehi her susuzlugun

Ey safakdan, sirdan, arzudan hayal

Yildizlarin bize ördügü masal

Kac kere yarattim tenhada seni

Beyaz kollarini, sicak buseni...

Bakisin, gülüsün nes`en ve hüznün

Ay altinda bir gül nagmesi yüzün...



Evet cok bekledim, kac kere hazan,

Dinc atlar kosturdu bos ufuklardan

Yeleler alevli, agiz köpüklü,

Bulutlar bir kanli hiddetle yüklü

Gectikce batiya dogru önümden

Zalim ümitlerle ürperirdim ben,

Duyardim uzlette her an bir yeni

Alemin yikilip devrildigini

Cilgin mahserinde ses ve renklerin...

Benden sor sirrini mesafelerin

Benden sor benden dinle aksami...

Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadi...

Bir ses yavasca der, birak yalvarsin,

Hayat bu kapida.. ne cikar varsin,

Nakislar gülmesin beyaz tasinda

Ölüme benzeyen bu sonsuslugun

Caglayan hayaller yeter basinda...

Bir fikir, bir sekil dalinda olgun

Agir sallanan hazan meyvasi,

Gurbet, mendillerin cirpinan yasi,

Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,

Her türlü isiga kapanmis gözler,

Her sey, hepsi gülen, susan, kamasan

Rengiyle toplanir bende bu aksam

Rüzgarla tarümar, mevsimle sarhos

Gelir ta kalbimde dügümlenir...



Bos ve ümitsizdir aksamin hüznü

Bu tenha cesmede bir an yüzünü

seyredenler altin sazlar icinde

Ruh muammasinin ürperisinde

Kaybolmus sanirlar kendilerini...

Birak bu tesadüf bahcelerini...

Hakikat, cok uzak, karanlik, derin

Bir dille konusur, büyük köklerin

Toprakla ezelden karismis dili,

Geceyle ölümdür asil sevgili

Bu ikiz aynada toplanir yollar

Karanlik yaratir, ölüm tamamlar.

Kacalim seninle biz de geceye

Ölümün kardesi saf düsünceye...

Yeter büyüsüne aldandigimiz

Günesin..biraz da yalnizligimiz

Kendi aynasinda gülsün, gerinsin

Güvercin topuklu sükut gezinsin.[/font][/font]





Mavi, Maviydi Gökyüzü



Mavi, maviydi gökyüzü

Bulutlar beyaz, beyazdı

Boşluğu ve üzüntüsü

İçinde ne garip yazdı...



Garip, güzel, sonra mahzun

Işıkla yağmur beraber,

Bir Türkü ki gamlı, uzun,

Ve sen gülünce açan güller,



Beyaz, beyazdı bulutlar,

Gölgeler buğulu, derin;

Ah o hiç dinmeyen rüzgâr

Ve uykusu çiçeklerin.



Mor aydınlıkta bir çınar

Veya kestane dibinde;

Mahmur süzülen bakışlar

İkindi saatlerinde...



Birden gülümseyen yüzün

Sabahların aynasında

Ve beni çıldırtan hüzün

İki bakış arasında.







Ahmet Hamdi Tanpınar


Ziyaretçi Sayısı : 6481870 Günlük : 2096 ulkucudunya@ulkucudunya.com