|
|
|
|
GENÇLERE NOTLAR DETAY... |
|
|
|
|
|
Türklük Mefkûresi Nedir? |
|
|
|
|
|
TÜRKLÜK MEFKURESİ NEDİR?
Asırlardan beri Türkler milli,mefkuresiz yaşıyorlardı.Bunu ben size iyice anlatmak için Türkiye'deki Osmanlı Devletinin idaresindeki Türklerin eski hayatlarını anlatacağım.
Türkiye'deki Türkler kendi milletlerini inkar ederek Osmanlı adını takınmışlardı.Halbuki dünyada Osmanlı namı altında bir millet yoktu.Osmanlılık Türk olan Osmanoğullarının kurduğu hükümete verilen bir namdı.
Kayı Han kabilesi Altun Dağdan Anadoluya göçtüğü zaman onbeş,onaltı milyonluk bir Türk halkın içine düştü.Türk Selçuki Devleti bozuluyordu.Bozulunca Anadolu Türk beyleri büyük bir kurultay,yeni meclis kurarak Ertuğrul'un oğlu Osman Bey'i kendilerine hakan intihap ettiler.İtaat etmeyen Türk beyleri'de zorla bu Türk birliğinin içine alındı.Osman Bey kabilesini bırakarak Anadolu'daki Türk milletinin başına geçmişti.Bıraktığı aşiret hala Söğüt ve civarında oturuyordu.Anadolu Türklerini nizam altına alan Osmanlı hakanlar bu Türklerle Rumeli'yi zaptetmişler ve ta Viyana'lara kadar gitmişlerdir.
Tarih gösteriyor ki,Osmanlı devletinin bütün muharebelerini Türkler yapmışlardır.Bir kaç tane sonradan Türk milliyetini ve İslâm dinini kabul eden kumandanlar varsa da,bunlar beşyüz senelik şanlı tarihte devede kulak makamındadır.
Gel zaman git zaman Tanzimat ilan alınıyor. Yeniden açılan mekteblerde çocuklara milletleri ve milliyetleri hakkında vazifeleri öğretilmiyor. Sonra o milliyetsiz ve yalnız hükümete memur yetiştiren mekteblerden çıkan çocukların hepsi milliyetlerini inkar ediyorlar. Hürriyet ilan olunduğu zaman her millet lisanıyla, edebiyatıyla, müesseseleriyle, mektebleriyle meydana çıkar. Fakat görülüyor ki adetleri en çok olduğuna inad, Türkler meydanda yok!... Felaketler başlıyor, Bosna-Hersek'i, Şarku Rumeli'yi Trablusgarb'ı, nihayet Makadonya'yı, Trakya'nın yarısını, Arnavutluk'u, Epir'i, adaları, Girit'i kaybediyoruz. Çünkü her millet, millet haline geçmiş, milli heyecanlarla, milli mefkurelerle yok… Niçin, kimin için, nerede muharebe edeceğinize bilmediğimiz gibi milletçe ne yapmak isteğimizi de bilmiyorduk. Hükümetin fikri; Rahatça yaşayıp, etrafla hoş geçinmek ve teakki etmek idi.
Buna mefkure denmez. Miskinlik denir. Milletlerin mefkureleri daima taarruzidir. Savunmada kalan ve korkak düşünceler mefkure sayılmaz. Bir milletin taarruzi ve milli bir mefkuresi olmazsa o millet korkak ve emelsizdir. Zayıftır. Allahın kanunu cezasını verir. O kanun da:
EZMEYEN EZİLİR…
Düsturudur. Başkalarını ezmeyen milletleri diğer milletler ezer. Bütün umumi tarih bu kanunun şahidi ve isbatıdır. Başka milletlerden ülke zabtetmek isteyip kendi hudutları içinde nihayete kadar oturmasını düşünen korkak ve miskin bir millete komşu milletler asla rahat vermezler. Birleşir üzerine saldırırlar. Bize yaptıkları gibi memleketlerini yağma ederler.
Muharebeden sonra bu hakikatları gören Türkler milliyetlerini hatırladılar. Eski tarihlerine, ananelerine sarıldılar. Ve bütün Türk milletinin ruhunda çoktan beri uyuyan büyük emel, büyük mefkure doğmağa başladı. Bu mefkureyi henüz ruhunda duymayan pek az miskin kalmıştır. O mefkure nedir? Bakınız:
1-Lisan muhabbeti,
2-Millet ve din muhabbeti.
3-Vatan muhabbeti,
LİSAN MUHABBETİ
Eskiden milliyetlerini unutan Türkler konuştukları lisana da ehemmiyet vermiyorlar, Arapça ve acemce terkipler düzerek bir marifet yaptık sanıyorlardı. Eski Türk muharrirlerinin yazılarını Türk milleti anlamıyordu. Çünkü bilmediğini ecnebi luğatlar, ecnebi sarf kaideleriyle yazılıyordu. Türkler uyanınca rakıdan, eğlencelerden, sefahetten bahseden eski edebiyat lisanını beğenmediler. Gördüler ki, şimdiye kadar yazılmayan konuştukları lisan daha tatlı, daha canlı, daha güzel… Artık bu lisanla yazmağa başladılar. Yani söz söylediklerini gibi belki söylediklerinden daha güzel yazıyorlardı. Konuşma lisanını yazmak için:
1-Arapça ve Acemce terkib ve cemi kaidelerini kullanmamak.
2-Türkçeye girmeyen, Türk halkının manasını bilmediği yabancı kelimelerini kullanmamak… icab ediyordu. Bu iki noktaya dikkat eden pek güzel konuşulan türkçeyi yazabiliyorum ve yazdığını herkes gibi kendisi de anlıyordu. Her millet kendi lisanında yaşar, Lisansız bir millet çobansız bir sürü gibidir. Türkler varlıklarının umumi ve canlı bir lisanla kaim olduğunu anlayınca lisanlarını dünyada her şeyden mukaddes ve kıymetli gördüler. Onu edebiyata geçirmeğe karar verdiler. Artık siz yetiştiğiniz zaman asla o eski divanlarındaki Arapça, Acemceli, karışık edebiyat lisanını kullanmayacak ve kullananları milliyetinizi tahrik etmiş sayacaksınız.
İşte konuşulan türkçemizi sevmeğe, bu lisanı edebiyatta kullanmağa lisan muhabbeti derler. Lisan, milletin manevi vatanıdır. Manevi vatana istihkam yapılmaz ve müdafaasına gayret olunmazsa maddi vatan da yaşayamaz. Lisanlarını seven, kendi kelimelerini, kendi kaidelerini terk etmeyen milletler kurtulmuşlardır. Almanya, Macarlar vb. gibi...
MİLLET VE DİN MUHABBETİ
Her millet kendi milletdaşlarını sever. Türkiye'de bazı Türkler şahsi ve politika menfaatlarıyla hudut haricindeki milletdaşlarını inkar ederler. Onlara bakmamalı. Onlar hod-perest'lerdir. Milliyetini duyan bir adam bütün dünyada Türkçe konuşan lisanları Türk bilir. Ve hiç ayırt etmeden hepsini sever. Türklerin hepsi Müslümandır. Türklüğü sevmek, Müslümanlığı da sevmek demektir.
Türk milleti uyanır ve birleşirse Müslümanlık alemi yüz milyonluk kuvvetli bir hadim kazanmış olur… Müslümanlık ancak Türklerin ve Türklüğün uyanmasıyla esirlikten kurtulacaktır!
din ruh ise, milliyet vücuttur. Vücut sağlam olursa ruh rahat eder.
VATAN MUHABBETİ
Bizim üç türlü vatanımız vardır. Vatan demek, yalnız hükümetimizin sahip olduğu yerler demek değildir. Türklerin, yani bizim vatanımızın şunlardır:
1-Milli vatan.
2-Dini vatan.
3-Filli vatan.
MİLLİ VATAN: Türkçe konuşan bütün Müslümanların oturduğu yerlerdir. Bunlara Turan denir. Hangi devlet idaresine girerse girsin Turan Türkleridir… Anadolu Turan'ın bir parçasıdır. İstanbul dünyada bir tanecik olan Türk hakanlığının merkezidir. İstanbul'un şivesini bütün Turan halkı umumi lisan olarak kabul etmiştir. Milletini seven milli vatanını sever. Milli vatanının hudutları etnoğrafya haritalarında çizilidir. İstanbul'daki Türk hakanını manevi olarak bütün Türkler tanır ve severler.
DİNİ VATAN: Biz Türk olmakla beraber Müslümanız, Turan'la beraber bütün başka milletlerden olan Müslümanların oturduğu yer bizim dini vatanımızdır. Padişahımızın bütün Türklerin hakanı olduğu gibi, bütün Müslümanların da halifesidir. İstanbul Türk hakanlığının ve Türklüğün merkezi olduğu gibi, Müslümanlığın ve hilafetin de merkezidir. Bütün Müslümanların gözü İstanbul'dadır, mefkuremizin ikinci safhası milli vatanımızın gibi dini vatanımızı da esirlikten kurtarmaktır.
FİİLİ VATAN: Osmanlı devletinin idare ettiği bütün Türkiye bizim fiili vatanımızdır. Türklerin hakanı ve Müslümanların halifesi olan zat Osmanlı devletinin tebaası için de bir hükümdar, bir padişahtır.
Türkiye'de Türklerin üç türlü vatanlarından birer parça vardır. Anadolu bütün Türklerle dolu olduğundan milli vatanın bir parçasıdır. Anadolu'daki Türklerle Arabistandaki Arap milleti Müslüman olduğundan bütün Türkiye bizim dini vatanımızdır.
Türkiye'de siyasi ve fiili hakimiyetimiz olduğundan fiili vatanımız da burasıdır.
Cahil milletler toplanamaz. Birlik yapamaz. Mahvolur, Türkler de okuyup bilgi ve fen öğrenmezlerse milletlerini anlayıp terakki edemezler. Ve düşmanlara esir olurlar. Onun için her Türk ilme, fene, son derece ehemmiyet vermelidir.
Her Türk okuyup yazmak öğrendikten sonra san'ata ticarete girmeli, milleti için zengin olmalıdır. Alim milletler zengindirler. Ferdleri ayrı ayrı zengin olan milletler en kuvvetli milletlerdir. Türk milleti iyice uyanmak ve parlamak için:
1-Milli ve umumi bir Türk edebiyatı.
2-Türklükte güzel sanatlar.
3-Türklükte fen ve büyük sanatlar.
4-Türklükte ticaret ve iktisat.
Lazımdır… Sonra canlanan ve zenginleşen millet mefkuresini kendi kendine duyar. O mefkure de budur:
|
|
|
|
|
|
|
|