|
|
|
|
GENÇLERE NOTLAR DETAY... |
|
|
|
|
|
Milletlerin Mefkûreleri |
|
|
|
|
|
MİLLETLERİN MEFKURELERİ
Bir insanın nasıl ruhu, hissi ve vicdanı varsa milletin de içtimai ruhları, hisleri ve vicdanları vardır. Ve mefkureler milletlerin bu vicdanından doğar. Asla birkaç kişinin eseri değildir. Her milletin kendi varlığını mukaddes bir hale içinde duyması ateşin bir idraktir ki buna mefkure derler. Mefkuresi olmayan bir millet ölmüş demektir. Çünkü bu suretle fertler milletin varlığını duymuyor ve canını onun uğrunda fedaya hazır bulunmuyor demektir.
Bir cemaatin mefkuresi diğer cemaata göre şüphesiz taarruzidir.
Tedafui bir mefkure hatta tahayyül bile olunamaz.
Bu gün milletlerde ırk esası aramak elkimya ile meşgul olmaktan ziyade gülünçtür. Millet bir lisan konuşan, bir din, bir terbiye, bir maarifle birbirine merbut insanların mevcududur. Bir milleti siyasi hudutlar asla ayıramaz.
Dikkat edersek anlarız ki: Milletlerin mefkureleri lisan, din, terbiye, can ve his kardeşlerini birleştirip hepsini siyasi bir hudut içinde toplamak ve her türlü menfaatlerini temin etmekten başka bir şey değildir.
Pancermenizm, Panislavizm, Panelenizm nedir? Cerman ve İslav mefkureleri malum… Cemiyetçe dünyanın en küçük milleti olan Rumluk'un mefkuresine bakalım. Bu hemen hemen tekamül etmiştir. Dünyada ne kadar Rum varsa hepsi bir lisanla konuşur. Edebiyatları birdir. Dinleri birdir. Terbiye ve mefkureleri birdir. Bugün, bir Atinalı, bir Girildi bir Moralı, bir Adalı, bir İstanbul'lu, bu Trabzon'lu, bir Filibe'li Rumun ruhları, hisleri, düşünceleri bir ve aynıdır.
Pan elenizm mefkuresi; yüzlerce maddi, coğrafi ve etnoğrafi manalara rağmen yalnız bu milli ittihat ile kanaat edemez. Kuvvetsizliğine, vasıtasızlığına bakmadan bütün Rumları ve siyasi bir hudut içinde birleştirmeğe, İstanbul'u zaptedip eski Rum-Bizans imparatorluğunu teşkile çalışır. Mektep kitapları, şairlerinin nağmeleri, ediplerinin kalemleri hep bu emeli tekrarlar. Orada resmi hükümet bile bu mefkurenin hadimidir. Kralları kostantin'i Bizans imparatorluğunu addeder. Bizans imparatorluğunun merasimini yapar ve Bizans hanedanını devam ettirmek fikriyle yeni hükümetlerinin ikinci kralına onikinci Kostantin derler.
Sonra İtalyanların(İredantizm'i nedir?)
Bulgarlar niçin Makedonya'ya ah çekerler?
Bir millet lisan, din ve terbiye kardeşlerini siyasi bir hudut içinde birleştirdikten sonra yine mefkuresi iflas etmez. Belki daha ziyade büyür, manevi bir haşmet kesbeder. Terakkisi, kuvveti, saadeti, medeniyeti artar, son dereceye yaklaşır. İşte buna Almanlar bir misaldir.
Rusya'nın ve İngiltere'nin emperyalizmi asla tabiata ve hakikate muvafık bir mefkure sayılamaz.
Türklerin mefkuresi milliye gayesini ihmal eden kör ve aç, akur ve zalim bir emperyalizm bir cihangirlik değildir.
TÜRKLERİN MEFKURESİ
Asya'da birbirine bitişik olarak yayılmış olan Türk illerini Osmanlı bayrağının gölgesine toplayarak büyük ve kuvvetli bir<İLHANLIK> teşkil etmektir.
ÇİN VE HİND YOLLARI TÜRK MEFKURESİNİN İKTİSADI VE SİYASİ CİHETLERİ
Eski Tanzimat maarifiyle yetişmiş olanların asla inanmayacakları şeylerden birisi de Türk milletlerinin nüfusudur. Avrupalılar, bilhassa itilaf-ı Müselles alimleri ve onlara iman eden Tanzimatçılar Türkleri keyfiyetçe küçültüp alçalttıkları gibi kemiyetçe de küçültür ve ehemmiyetsiz bir dereceye indirmek isterler.
Dünyanın hangi dershanesine gitseniz ırk nazariyesinin red edildiğini öğrenirsiniz. Fakat milletler vardır. Milletlerde lisan, terbiye, maarif ve din gibi vahdetlerin topladığı mecmua vardır. Mesela Fransız milleti… Fransızların bir ırktan olmasını iddia etmek büyük bir hatadır. Devirler ve asırlar içinde Fransa'dan altmış kadar ırk gelip geçmiş ve bazısı orada kalmıştır. İşte onların lisan ve terbiye, örf ve adet, din gibi müesseleri müşterek bir camaat haline gelmiştir.
Ve Fransız milletini teşkil etmişlerdir. Almanlar ve İngilizler saf ve müstakil bir ırktan değildirler.
Başka başka ırklardan kopan fertlerin ve zümlerin bir lisan ile konuşularak bir terbiye bir an'ane, bir ırk etrafında birleşmelerinde teşekkül etmişlerdir. İspanyol, İtalyan, Macar, Bulgar, Rum milletleri de böyle…
O halde biz de derken ırk ve kan cihetlerini derin derin araştırmamalıyız. Bir ferdin Türk olmak için Türkçe konuşması, Müslüman olması Türk terbiye ve örfinin içinde yaşaması kafidir ve Anadolu'da Türkçe konuşan ondört, onbeş milyon Müslüman vardır ki hepsi Türktür…
Anadolu'dan sonra Azerbaycan… Burada dört buçuk beş milyon Türkçe konuşan Müslüman ve Türk vardır. Kafkasya'da Çerkezler Müslümandır ve Türkçeden başka hiçbir lisan bilmezler.
Kafkasya'dan sonra büyük Türk dünyası başlar. Buhara , Semerkant, Taşkent, Kaşgar, Yarkent, Hotan, Aksu, Turfan, Hasılı ta Karakurum'a kadar, mançuri çiftlerine kadar bu geniş yerler hep Türk milleti ile doludur. Hepsi Müslüman olduğu gibi lisanları da Türkçedir. Buralara Türkistan denir. Bütün Türkistan'ın lisanı o kadar sarf ve mükemmel ve saf bir Türkçedir ki şivece bile İstanbul lehçesiyle büyük bir fark göstermez.
Taşkent'te çıkan <şada-yı Türkistan> ve gazetelerini İstanbul'da okuyup ta anlamayan var mıdır?
Sonra Şimal Türkleri… Kazan ve Ufa'ya kadar Volga boyunca yayılmış kardeşlerimiz ki bunların lisanları Türkçe olmakla beraber pek yukarılarda Şivece biraz bizim lehçemizden ayrılır. Tatar şivesi de umumi Türk Edebiyatı sayesinde İstanbul lehçesine yaklaşacaktır.
Musa Begef ve saire gibi millet ruhunu idrak etmiş alimler eserlerini hep İstanbul'da konuşulan Türkçe ile yazarlar. Kırım'ın Tercüman gazetesindeki lisan İstanbul'unkinin aynıdır. Ve merhum İsmail Beğin Şiarı hemen bütün şimal kardeşlerimizin mefkuresidir.
Dilde, işde, fikirde birlik…
Sonra Sibirya ve Altay etekleri…
Sonra Pamir… Altaylara doğru ve yakında bir seyahat yapan arkadaşımız beğ oralardaki halkın hep Türk olduğunu ve hepsiyle konuşup anlaştığını söylüyor. Keza Pamir'de seyahat eden arkadaşımız beğ de oradaki Türklerin kendi iptidai teşkilatları ile yaşadıklarını Türkçeden başka hiçbir lisan bilmediklerini, Osmanlı Türklerini mukaddes addettiklerini, hakanlarımızı kendi halise ve padişahları gibi tanıdıklarını anlatıyor. Hasılı aralarında hiçbir yabancı ve kesif millet bulunmayan yetmiş milyonluk saf Türk milleti Şarktan garba doğru Asya'nın ortasını kaplıyor. Bir kısmı Çin'in, bir kısmı Rus'un idaresinde, bir kısmı da hala kabileler halinde her ve serbest.
Lisanı ve dini bir olan yetmiş milyonluk bir millet zekaca, tarihçe, şanca, şerefçe kendinden aşağı olan Rus ve Çin gibi iki medeniyetsiz devletin esiri kalabilir mi?
Bundan başka Türk mefkuresinin taayyününe elli asırlık bir tarih de yardım etmiştir.
Türkler varlıklarını ve milletlerini idrak edip eski azametlerini ve servetlerini hatırlayınca mazideki şan ve şereflerini arayıp bulmakta gecikmediler.
Eskiden Venedik hükümeti hiçbir hinterland (iç taraf) ı yokken büyük ve kuvvetli bir hükümetti çünkü Akdeniz'e ve Atriyatik yollarına hakimdir. Bu günkü ordusuz ve askersiz İngiltere'nin bir asırdır. Dünyaya hükmetmesi ticaret ve iktisat yollarına hakimliğinden başka bir şeye atfolunamaz. Tıpkı bunun gibi Türk milleti de eskiden pekin ve Roma yoluna hakimdir. Steplerin, çöllerin sahibi idi. Şark ile garbın arasında kervanlar işletti. Yalnız mal değil ilim ve irfan dışarı. Ve Pekin Roma yoluna hakim olmak onu tarih'te en büyük milletler arasına koymakla kalmadı hatta cihangir etti.
Pekin ve Roma yolundaki coğrafi, içtimai şartlar Türk milletine sarf ve sağlam bir Ahlak, demir ve çelikten bir seciye kazandırdı. Bu seciye sayesindedir ki Asya'nın bütün taç ve tahtları Türkleri oldu.
Kezalik yarım asır evveline gelinceye kadar Hindistan ve Avrupa yolu Türklerin bizimdir. Osmanlı hükümetinin servetini bu yol teşkil ediyordu. Nihayet Pekin ve Roma yolu gibi onu da kaybettik. Fransızlar, Süveyş kanalını açtı. Ve İngilizler zaptetti. İstanbul Bağdat, Şimendifer hattı yapılınca Süveyş de bizde kalmak süretiyle yine Hindistan ve Avrupa yolunu elimize geçirdik sayılabiliriz.
Bu muharebede Ruslar tamamıyla perişan idiler. Ve Ukranya'da istiklali kazanırsa Kafkasya şüphesiz bizim olacaktır. Artık asıl Türkistan ile aramızda yabancı bulunmayacak, hazar denizinden gemilerimizle, hazar denizinin cenup sahilinden geçireceğimiz bir demir yolu ile anavatana, Turan'a gidecek, lisanımız gibi, o emellerimizi ve vicdanımızı birleştireceğiz. Gobi çölü'ne kadar uzayan Türkistan Türkleri bizimler münasebete başlayınca Çin ve Rus hükümetinin memurları pek çabuk kaçacaklar ve ay yıldızlı albayrağımız büyük Turan'ın bütün kıt'alarında dalgalanacak... Turan mefkuresi çeyiz buldukça milli maarif ve irfanımızda teşekkül ve tekamül edecek, Türkçeleştirilmemiş. Hiçbir köşe, hiçbir müessese kalmayacaktır. Bu seferki şark ve garb yoluna hakimliğimiz eski asırlardaki gibi yalnız kervancılık ve akıncılık olmayacak, İstanbul'dan kalkan şimendiferlerimiz Erzurum'dan, Tebriz'den Merv'den, Buhara'dan geçerek Karakurum'a Pekin'e gidecek, şarkın servetini garba, garbın irfan ve fennini şarka götürecek, yine büyük, ali bir Türk medeniyetinin kavi ve muhteşem temellerini kuracaktır.
|
|
|
|
|
|
|
|